Kararın özeti
Ankara BAM 21. Hukuk Dairesi bu kararda uyuşmazlığı incelemiştir. Kararın konusu: Alacak. Kararın önemli bölümü aşağıda birebir aktarılmıştır.
Otomatik özet. Bu özet karar metninden otomatik olarak çıkarılmıştır ve editoryal inceleme beklemektedir; bağlayıcı olan kararın tam metnidir.
Kararın önemli bölümü
Davacı tarafından sunulan Prof. Dr. ... tarafından hazırlanan bila tarihli hukuki mütalaa ile, davalının davacı şirkette %10 oranında iştiraki bulunduğu, taraflar arasında temelde bir vekalet akdi bulunduğunun kabul edilebileceği, tedvir yetkisini kullanan davalının titiz bir özen göstermemişse vekaleti usulü dairesinde ifa etmemiş sayılacağı, tedvir veya vekalet sözleşmesinin genel kurulda alınan ibra kapsamında yer almayacağı, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, karşılıklı borç alacak taleplerinde cari hesaba bağlı bileşik faiz yürütülemeyeceği, tek taraflı alacak borç tespiti sonucu oluşan bakiyeye itiraz olunamayacağı ve bu işlemlerin ibra edildiği iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu tespit edilmiştir.
Tam karar metni
Metnin tamamı uzunluğu nedeniyle kısaltılmıştır; tamamı için kaynak bağlantısını kullanın.
Tam metni gösterTam metni gizle25 bin karakter
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2020/824 Esas 2023/1878 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2020/824
KARAR NO : 2023/1878
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/12/2019
NUMARASI : 1992/565 Esas 2019/893 Karar
DAVACI :
VEKİLLERİ :
DAVALI :
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 27/05/1993
KARAR TARİHİ : 27/12/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 18/01/2024
Taraflar arasındaki tazminat ve menfi tespit istemine ilişkin asıl dava ile alacak istemine ilişkin birleşen davaların yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle asıl davada menfi tespit talebinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabulüne, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabulüne, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekillerince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 40 yıllık tedvir (vekalet) ilişkisi bulunduğunu, her yıl yapılan genel kurulların ardından davalının geliştirdiği ve yerleştirdiği usul dairesinde bir karar alındığını, davalıya "Bizi tedvir et" talebinde bulunulduğunu, bunun üzerine davalının bu talebi kabul ederek müvekkilini tedvir ettiğini, bu yetkinin kullanılmasının karşılıksız olmadığını, davalının belli bir ücret karşılığında bu işi ifa ettiğini, 1991 yılına kadar söz konusu tedvir kararı uyarınca davalı tarafından müvekkilinin tedviren idare edildiğini, bu yetkinin şirketin üretim politikası, yatırımları, personelle ilişkiler ve çiftçilerle münasebetler gibi makro düzeyden şirkette çalışan personelin hangi tarihlerde izne ayrılacağı, küçük meblağlı demirbaşların satın alınması gibi mikro düzeyde her türlü kararın alınması ve uygulanması şeklinde geniş çaplı olarak uygulanageldiğini, müvekkilinin davalının vesayeti altındaki kişi muamelesi gördüğünü, 7 kişiden oluşan müvekkili şirket yönetim kurulunun 5 üyesinin davalının mensup ve temsilcilerinin muhalefetine rağmen tedvir yetkisinin kaldırılmasına karar verdiğini, kararın 28/12/1991 tarihinde kesinleştiğini, tedvir yetkisinin önce fiilen, sonra resmen kaldırılması üzerine davalı ile müvekkili arasındaki uyuşmazlığın ortaya çıktığını, davalının çeşitli yazılarında ileri sürdüğü müvekkilinin 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.291.167 TL borcu bulunduğu yolundaki iddiayı kabul etmediklerini, müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığını, alacak iddiasının dayanağı olarak davalının merkezinde tutulan cari hesap gösterildiğini, müvekkilinin bu cari hesap ve cari hesabın içeriği hakkında herhangi bir bilgisi ve mutabakatı bulunmadığını, müvekkilinin muhasebe kayıtlarında herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmadığını, müvekkilinin kayıtlarının davalının iddialarını doğrulamadığını, davalının müvekkilinden alacaklı olduğu iddiasının tek yanlı ve doğru olmayan bir iddia olduğunu, taraflar arasındaki tedvir ilişkisinin vekalet ilişkisi olduğunu, davalının müvekkiline olan vekile yüklenen borçlarını yerine getirirken gerekli özen, sadakat ve basireti göstermediğini, müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, davalının çeşitli tarihlerde müvekkilinin parasıyla 64 adet otomobil satın aldığını, kendi ihtiyaçları için tahsis ettiğini, araçların müvekkilinin hizmetine verilmediğini, 64 araca ayrılan paranın müvekkilinin başka ihtiyaçlarına harcansaydı, özellikle davalının ileri sürülen cari hesapta bunu dikkate alarak söz konusu meblağı müvekkilinin borçlarının ödenmesine tahsis etseydi bu miktarın müvekkilinin borçlarının azalmasına neden olacağını, davalının tedvir yetkisine dayanarak müvekkilinin bütçesinden Ankara'da 4 adet lojman alımına karar verdiğini, bunları aldırdığını, satın alınan lojmanların müvekkilinin ihtiyaçları için kullanılmadığını, davalının üst düzey yöneticilerine lojman olarak tahsis edildiğini, lojman alımı için kullanılan miktarın müvekkilinin davalı nezdindeki borçlarına ayrılması halinde davalı buna göre alacak borç hesabına kaydederek cari hesabı tutması halinde 31/12/1991 tarihi itibarıyla müvekkilinden istediği 225 milyar liranın hesabının oldukça değişeceğini, davalının müvekkiliyle hiçbir ilgisi bulunmayan diğer bazı ... için binalar ve müştemilatlar inşa ettirdiğini, bunların paralarını müvekkili şirketten ödediğini, bu yatırımlar için cari hesapta müvekkili aleyhine faiz tahakkuk ettirdiğini, dava dışı ... şirketinin ihtiyacı için parası müvekkili şirketten ödetilmek suretiyle 4 adet çelik silo inşa ettirdiğini, bunların da diğerleri gibi müvekkili tarafından değil üçüncü kişiler tarafından kullanıldığını, müvekkilinin kira, ecrimisil vb. adı altında herhangi bir bedel almadığını, davalının müvekkili dışında çeşitli şirketlerde ortaklıklara sahip olduğunu, değişik zamanlarda bu gibi şirketlerin sermaye artırımları söz konusu olduğunda davalının bizzat hemen sermaye artırımına girmediğini veya giremediğini, bu tür sermaye artırımları için gerekli finansmanın müvekkilinden sağlama yoluna gittiğini, söz konusu şirketlerdeki hisseleri, paralarını önce müvekkiline ödetmek suretiyle müvekkiline aldırdığını, daha sonra bu paraları iade ederek söz konusu hisseleri kendi üzerine devrettirdiğini, davalının müvekkiline talimatlar vererek üçüncü kişilere krediler kullandırdığını, bunların faizini de dolaylı olarak müvekkiline yüklediğini, müvekkilinin mali imkanlarının davalı tarafından istenildiği gibi kullanıldığını, bu tür paralar yönünden müvekkiline alacak kaydedilmediğini, faiz tahakkuk ettirilmediğini, davalının 1989-1990 yılları içerisinde kendi nam ve hesabına yurt dışından büyük miktarda ve çok pahalı olarak şeker ithal yoluna gittiğini, bunları iç piyasada pazarladığını, bu pazarlama işinin müvekkilinin de aralarında bulunduğu çeşitli ... aracılığıyla gerçekleştirildiğini, davalının ithal şeker ile ilgili şeker fabrikalarına talimat gönderdiğini, bu talimatlarda öncelikle ithal şekerin satılmasının istenildiğini, davalının müvekkili şirketteki tedvir yetkisine dayanarak öncelikle ithal şekeri sattırdığını, müvekkilinin fabrikasında ürettiği şekerin stokta kaldığını, menfi tespit talebine konu cari hesapta stokta bekleyen şeker nedeniyle müvekkili açısından faiz tahakkukuna devam edildiğini, müvekkilinin ürettiği şekerin stokta bekletildiği ve ithal şekerin davalı adına satılıp paralarının davalıya ödendiği dönemde müvekkilinin satabildiği şekerin yıl bazında 7.300 ton olduğunu, oysa müvekkilinin ayda en az 5.000 tondan fazla şeker sattığını, tedvir yetkisi sahibi davalının tedvir yetkisi kaldırılıncaya kadarki dönemde toplam 301.000 ton şekerin maliyeti altında satarak müvekkilini büyük zarara uğrattığını, davalının kolayca yapılabilecek yenileme yatırımlarına ve modernizasyona gitmeyerek gereğinden çok fazla personel istihdam ettiğini, çeşitli üretim kayıtlarına yol açarak müvekkiline ayrıca toplam 168.571.43.055 TL zarara uğrattığını, bu miktarın içine kapasite kaybından gelen işçilik, melas şekeri yitiği, toplam zaiyat, yakıt, bedele esas digestion, kampanya dışı işçilik, fazladan çalıştırılan işçiliğe ödenen meblağlar vb. girdiğini, davalının belirtilen bu zararların dışında başka şeker fabrikalarında çalışmasına rağmen sırf yurt dışı tedavi olması, yurt dışında dil öğrenmesi için şeklen işe alınanlar vb. nedenlerle çok çeşitli harcamalardan dolayı da müvekkilini zarara uğrattığını, davalının kendisine verilen tedvir yetkisini kullanırken kendisinden beklenen özen, basiret ve sadakat yükümlülüğüne uymadığından verdiği zararlardan sorumlu olduğunu belirterek müvekkilinin davalıya 31/12/1991 tarihi itibarıyla 225.068.191.167 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin uğradığı zararlar için şimdilik 400.000.000.000 TL tazminatın her bir olay göz önüne alınarak zararın doğduğu tarihten itibaren TCMB'nin en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1952 yılından bu yana kendi yönetim kurullarından her yıl aldığı tedvir hususunda müvekkilini yetkili kılmaya ilişkin karar alındığını, davalının müvekkilinin tavsiyeleri doğrultusunda kendi yönetim kurulundan alınan kararlarla 28/12/1991 tarihine kadar sevk ve idare edildiğini, taraflar arasında alacak borç ilişkisinin cari hesap şeklinde yürütüldüğünü, davalının 28/12/1991 tarihinde aldığı yönetim kurulu kararıyla müvekkilinin tedvir yetkisini kaldırdığını, taraflar arasındaki cari hesabın tasfiye edildiğini, davalının bu tasfiye sonucu 436.260.149.272 TL (1992 yılı anapara ve faiz borcu hariç) borcu doğduğunu, borcun ödenmesi için davalıya 31/10/1991, 02/01/1992 tarihli yazıların gönderildiğini, davalının 30/09/1991 tarihli yazısıyla borçlarına karşılık şekerlerin ambarlarında müvekkili adına tefrik edildiğini belirterek borcu kabul ettiğini, daha sonra borcun bir ödeme planı dahilinde ödenmesi konusundaki yazılarının karşılıksız kaldığını, davalının borcunu ödemediğini, müvekkiline borçlu olmadığının tespiti ve tazminatın tahsili talebiyle dava açtığını belirterek fazlaya ve 1992 yılı anapara, faiz alacağına ilişkin hakları saklı kalmak üzere (225.068.291.167 TL cari hesap borcu ile 20/01/1993 tarihine kadar işlemiş 211.191.858.105 TL faiz toplamı olmak üzere) 436.260.149.272 TL'nin anapara olan 225.068.291.167 TL'lik kısmına dava tarihinden itibaren ödeme yeri ve ödeme zamanındaki banka iskontosu ticari temerrüt faizi oranından yüksekse banka iskonto haddine göre tahakkuk ettirilecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 1952 yılından bu yana kendi yönetim kurullarından her yıl aldığı tedvir hususunda müvekkilini yetkili kılmaya ilişkin karar alındığını, davalının müvekkilinin tavsiyeleri doğrultusunda kendi yönetim kurulundan alınan kararlarla 28/12/1991 tarihine kadar sevk ve idare edildiğini, taraflar arasında alacak borç ilişkisinin cari hesap şeklinde yürütüldüğünü, davalının 28/12/1991 tarihinde aldığı yönetim kurulu kararıyla müvekkilinin tedvir yetkisini kaldırdığını, taraflar arasındaki cari hesabın tasfiye edildiğini, davalının bu tasfiye sonucu 1992 yılı anapara ve faiz borcu hariç 436.260.149.272 TL borcu doğduğunu, anılan miktarın tahsili için Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı davanın açıldığını, 1992 yılı anapara ve faiz borcunun tahsili için de işbu ek davanın açıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere (7.664.768.899 TL cari hesap borcu ile 28/05/1993 tarihine kadar işlemiş 11.725.192.456 TL faiz toplamı olmak üzere) 19.389.961.355 TL'nin anapara olan 7.664.768.899 TL'lik kısmına dava tarihinden itibaren ödeme yeri ve ödeme zamanındaki banka iskontosu ticari temerrüt faizi oranından yüksekse banka iskonto haddine göre tahakkuk ettirilecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın zaman aşımına uğradığını, tedvir konusunda davacı şirket yönetim kurulunun müvekkilini yetkili kıldığını, bu yetkinin müvekkilinin davacıya tavsiyelerde bulunması şeklinde kullanıldığını, bu tavsiye üzerine davacı şirket yönetim kurullarından alınan kararlar doğrultusunda davacı şirketin yönetildiğini, tavsiye kararlarının davacı şirket yönetim kurulu tarafından kabul edilmediği zaman ortada uygulanabilir bir kararın varlığından söz edilemeyeceğini, tavsiye kararlarının davacı şirket yönetim kurulu açısından bağlayıcı olmadığını, tedvir yetkisinin kaldırılmasının bu gerçeği doğruladığını, davacı şirketin iyi yönetilmediği iddiasının muhatabının müvekkili değil, davacı şirket yönetim kurulu olduğunu, davanın yanlış hasım aleyhine açıldığını, müvekkilinin tedvir yetkisine dayanarak davacının yönetim kurullarının kararlarına dayanak yaptığı makro ya da mikro düzeydeki tavsiyelerinin davacı şirketi daha iyiye götürmeye, karlı ve verimli çalışmasına yönelik olduğunu, müvekkilinin bu amaçla davacıya kendi işlerini gösterdiği dikkat ve basiretin fazlasını gösterdiğini, davacı şirket yönetiminin 40 yıl sonra böyle bir karar aldığını, hatalı yönetimin şirketin zarara uğratıldığı yolundaki beyanlarla izah edilemeyeceğini, böyle bir durumunda söz konusu olmadığını, davacının 31/12/1991 tarihi itibarıyla müvekkiline cari hesaptan kaynaklanan 225.068.291.167 TL borçlu olduğunu, müvekkilinin sermayesinin tamamı devlete ait 233 sayılı KHK hükümlerine göre faaliyette bulunan bir kamu iktisadi teşebbüsü olduğunu, genel kurullarda ibra edilen yıllarla ilgili zaman aşımına uğramış konuların bile davaya dahil edildiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talep ettiği meblağın açık olmayıp, şeklen hesap hatası bulunduğunu, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının 31/12/1991 tarihi itibarıyla alacaklı olduğunu iddia ettiği 225.068.291.167 TL'ye malum olmayan bir yüzde üzerinden faiz tahakkuk ettirerek hesaplama yaptığını, dava dilekçesinin konu başlığı altında bu faiz hesabının 20/01/1993 tarihine kadar getirildiğini, davacının 1992 yılına ilişkin tüm faizi ve 1993 yılına ilişkin 20 günlük faizde hesapladığını, ancak buna rağmen 1992 yılı için anapara ve faiz alacağını ayrıca saklı tuttuğunu, faize faiz işletildiğini, davacının müvekkiline gönderdiği 02/03/1992 tarihli yazıda, davacı şirket merkezindeki cari hesap bakiyesinin 31/12/1991 tarihi itibarıyla müvekkilinin davacıya borcunun 225.068.291.167 TL olduğunu, bu borca 01/01/1992 tarihinden itibaren ticari faiz uygulanacağının belirtildiğini, müvekkiline davacıya yazdığı 06/03/1992 ve 18/03/1992 tarihli yazılarında tedvir yetkisinin kötüye kullanılması dolayısıyla müvekkilinin davacıdan şimdilik 210.553.633.688 TL tazminat ve tespiti yapılabilen alacağı bulunduğunun belirtildiğini, bu alacağın kaynaklarının açıklandığını, davacı şirket nezdinde tutulan hesaba itiraz edildiğini belirterek davanın reddine, aksi kanaat halinde ise müvekkilinin şimdilik 400.000.000.000 liralık karşı alacağına binaen takas ve mahsup taleplerinin kabulüne, mahsubuna karar verilmesini istemiştir.
Birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin asıl büyük ortağının çiftçilerin bir araya gelerek oluşturduğu kooperatif kuruluşları olduğunu, davacının geliştirdiği ve yerleştirdiği usul dairesinde bir karar alındığını, davacıya "Bizi tedvir et" talebinde bulunulduğunu, bunun üzerine davacının bu talebi kabul ederek müvekkilini tedvir ettiğini, tedvir yetkisinin kullanılmasının belli bir ücret karşılığında olduğunu, müvekkilinin 1991 yılına kadar söz konusu karar uyarınca davacı tarafından yaklaşık 40 yıldır tedviren idare edildiğini, 1991 yılında ülkede uygulanmaya konulan özelleştirme, devletin ekonomik hayattan çekilerek yerini özel sektöre bırakması gibi politikaların etkisiyle ve bu arada davacının müvekkilini idare ederken yaptığı çeşitli hataların su yüzüne çıkması, müvekkili şirketin gerçek sahipleri olan çiftçilerin kendi şirketlerinin menfaatlerini korumaları yönünde oluşan görüş uyarınca 7 kişiden oluşan şirket yönetim kurulunun 5 üyesinin tedvir yetkisinin kaldırılmasına karar verdiğini, kararın 28/12/1991 tarihinde kesinleştiğini, böylece şirket yönetiminin şirketin gerçek sahiplerine geçtiğini, müvekkilinin davacının açtığı asıl davada herhangi bir borcunun bulunmadığını, cari hesap sözleşmesinin mevcut olabilmesi için tarafların birbirlerindeki alacaklarına ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçmeleri ve hesabın kesilmesinden çıkacak bakiyeyi isteyebilecekleri konusunda yazılı bir sözleşme yapmaları gerektiğini, taraflar arasındaki davada cari hesap sözleşmesi hükümlerine dayanılamayacağını, cari hesaba atfedilen hukuki sonuçlar ve özellikle mürekkep faizin söz konusu olamayacağını, davacının müvekkili ile de hesap mutabakatı anlamına geldiği ileri sürdüğü 30/09/1991 tarihli yazı yazdığını, müvekkiline tanınan itiraz yetkisinin sadece maddi hesap hatalarına ilişkin olduğunu, faturaların doğru olup olmadığına, fatura edilen şeyin değerinin gerçekte öyle olup olmadığına ilişkin itiraz yetkisi bulunmadığını, hesap hatası yoksa "Mutabakatımız vardır" denildiğini, bunun gerçek anlamda bir mutabakat değil, tek yönlü emir tekrarı olduğunu, mutabakatı talep edilen görevlinin dahi talimat veren davacı tarafından atanmış olması, uygulanacak kuralın dahi davacı tarafından empoze edilmiş bulunması karşısında yapılan mutabakatın anlamının ne olması gerektiği üzerinde durulması gerektiğini, taraflar arasında cari hesap bulunmadığını, aradaki hesap yönteminin alacak ve borç ilişkisinin tespitine yönelik olup, kendine özgü bir hesap tarzı bulunduğunu, bu hesap yönteminde var olduğu ileri sürülen hesap mutabakatının müvekkilinin hesapların ve faturaların esasına itiraz hakkı olmaksızın yalnızca ortada bir maddi hesap hatası bulunup bulunmadığının tespitine yönelik bir anlam taşıdığını, 30/09/1991 tarihli yazının tedvir yetkisinin kaldırılması yolundaki yönetim kurulu kararının yürürlüğe girmediği, davacının atadığı personelin de kurallarının egemen olduğu, henüz hesaplar hakkında tam bir inceleme yapılmadığı döneme ilişkin bulunduğunu, tedvir yetkisinin kaldırılmasının yürürlüğe girdiği 28/12/1991 tarihinden itibaren hesaplar üzerinde yapılan inceleme sonucunda müvekkilinin davacıya bir borcunun bulunmadığının tespit edildiğini, bunun üzerine davacıya durum bildirilerek 30/09/1991 tarihli yazıda rücu edildiğini, anılan yazının müvekkili aleyhine delil teşkil edemeyeceğini, davacının karşılığında menfaat sağlayarak ücret alıp, müvekkilini mali, hukuki, teknik ve idari açıdan tüm olarak yönetilmesini üstlendiğini, asıl dava bakımından müvekkilinin herhangi bir borcu bulunmadığını, ek davada da aynı hususun geçerli olduğunu, müvekkilinin davacıdan alacağı bulunduğunu, takas mahsup taleplerinin olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece, davacı yönetim kurulunun kesinleşen davalı ... A.Ş.’nin tedvir yetkisinin kaldırılması kararına kadar davacının mali, idari, teknik, ticari, zirai ve hukuki işlem yapma yetkisinin istisnasız bir şekilde vesayeti altında bulunduğu davalı ... A.Ş.’ne ait olduğu, bu dönem boyunca davalı tarafından alınan tavsiye niteliğindeki kararları davacının sorgulama ve denetleme ihtimalinin dahi söz konusu olmadığı, bu durumda sorumluluk hukuku açısından davalı tarafından alınan bu kararların tavsiye niteliğinde olmadığının kabulünün gerektiği, bu nedenle de davalının vesayet dönemi süresince aldığı kararlardan dolayı davacının uğradığı zarardan sorumlu olması gerektiği kanaatine varıldığı, davalı ... ile davacı arasında bir cari hesap ilişkisi bulunduğu, cari hesabın davacının bilgisi altında tutulduğu, cari hesap işlemlerinin 01/01/1940 tarihinden bu yana uygulamaya konulan muhasebe talimatnamesi ve hesap planı dahilinde yürütüldüğü, yazılı şekil için iradelerin bir belgede birleşmesinin zorunlu olmadığı, karşılıklı yazılı iradelerle de gerçekleşeceği, bu ilişkinin her yıl hesap mutabakatlarıyla kabul edildiği, süresiz bir cari hesap olduğu, tedvir yetkisinin kaldırılmasıyla birlikte cari hesap ilişkisinin sona erdirildiği, bu cari hesaba göre davacının davalıya 225.068.291.167 TL borcu bulunduğu, cari hesabın davacının bilgisi altında tutulduğu, tarafların diğeri adına yaptığı ödeme ve tahsilatları karşılıklı olarak bildirerek borç ve alacak olarak kaydedildiği, kayıtlardaki borç ve alacaklar için üç ayda bir mutabakat yapıldığı, yıl sonunda borç ve alacak bakiyelerinin, tedvir ilişkisi nedeniyle gerçekleşen işlemlere ait kayıtların hem davalı hem de davacıda bulunduğu, davacının yıllık faaliyet raporunda yer aldığı, bu faaliyetlere dayanan bilançoların da ibra edildiği, davacının yönetim kurulu kararlarında, "...aramızda mevcut cari hesaba borç kaydedilmek üzere..." denilmesinin cari hesabın varlığının karar altına alındığını gösterdiği, hesap bakiyesine uygulanan ortalama faiz oranının davalının bir yıl içinde kullandığı kredi masraflarından, tahsil ettiği faizler düşüldükten sonra tespit edilen yıllık ortalama nispetinde olduğu, bu oranın banka kredi faizlerinin çok altında bulunduğu, davalının her yıl sonunda davacıya sağlamış bulunduğu finansman dolayısıyla ortalama bir faiz oranı tespit ederek, cari hesap bakiyesine faiz tahakkuk ettirdiği, tahakkuk ettirilen faizi borç bakiyesine ilave etmiş olduğu, davalının belirtilen şekilde 28/12/1991 tarihi itibariyle davacının cari hesap bakiyesine faiz tahakkuk ettirmiş olmasının Yasalara ve uygulamalara uygun düşmediği, davalının 64 adet motorlu nakil aracı, 4 adet Ankara’da satın alınıp davalının personeline tahsis edilen apartman daireleri ve 4 adet çelik silo ile tesisat bedellerine mükerrer olarak tahakkuk ettirilmiş bulunan mükerrer faiz tutarı olan toplam 2.928.856.791,52 TL’nin davacı borcundan düşülmesi gerektiği, ayrıca 64 motorlu taşıt aracının tespit edilebilen 1980-1991 yılları arasındaki kira bedelleri ve faizleri toplamı 4.342.230 TL’nin, davalı tarafından Ankara’da satın alınıp, kendi personeline tahsis edilmiş bulunan 4 adet apartman dairesinin satın alındığı 1984-1991 yılları arasındaki emsal kira bedelleri ve bu bedellerin faizleri toplamı olan 2.874.618.320 TL’nin davacının borcundan düşülmesi gerektiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, 6762 Sayılı TTK'nun 87. maddesi gereği cari hesap sözleşmelerinin yazılı olması zorunluluğundan dolayı, taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı cari hesap sözleşmesinin bulunmadığı şeklinde yorumlanması gerektiği, taraflar arasında 16/10/1952 tarihinden 28/12/1991 tarihine kadar kesintisiz devam ettiği anlaşılan alacak-borç hesabının cari hesap sözleşmesi bulunmadığı dikkate alındığında taraf kayıtlarına göre yapılan mali değerlendirme neticesinde birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/36 Esas sayılı dosyasında davacı ... A.Ş’nin dava tarihi itibariyle davalı ... A.Ş.'den 225.068.291.167 TL (eski) tutarındaki cari hesap alacağı olduğu, birleşen Suluova Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/196 Esas sayılı dosyasında davacı ... A.Ş’nin dava tarihi itibariyle davalıdan 7.664.768.899 TL (eski) tutarındaki cari hesap alacağı olduğunun belirlendiği, asıl dosyada davacı ... A.Ş.’nin uğradığını iddia ettiği zarar iddialarına istinaden yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde ... A.Ş.’nin, ... A.Ş.’ne 1963 ila 1988 yıllarında aldırdığı ve fakat diğer fabrikaların ihtiyaçlarına tahsis ettiği 64 adet taşıtın alımından dolayı (... A.Ş’nin sahip olduğu tedvir yetkisinin mahiyetiyle bağdaşmadığı ve ... A.Ş. tarafından kullanılmadığı için yararına olmadığı), ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, 64 adet araç alımına ayrılan kaynak üzerinden, fırsat maliyeti prensibi esas alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 1.132.599.535,70 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşıtlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle, ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin ... A.Ş.’ne 1984 yılında Ankara Çankaya’da 4 adet taşınmaz aldırarak kendi ihtiyaçlarına tahsis ettiği, bu durumun ... A.Ş’nin sahip olduğu tedvir yetkisinin mahiyetiyle bağdaşmadığı ve ... A.Ş. tarafından kullanılmadığı için yararına olmadığı, 4 adet taşınmazın alımından dolayı ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, fırsat maliyeti prensibi esas alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 301.431.905,05 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşınmazlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle, ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin, ... A.Ş.’ne, ... şeker fabrikalarınca kullanılması için arsa satın aldırdığı, bina ve müştemilat inşa ettirildiği ve ivazsız olarak kullandırılması neticesinde (... A.Ş’nin sahip olduğu tedvir yetkisinin mahiyetiyle bağdaşmadığı ve ... A.Ş. tarafından kullanılmadığı için yararına olmadığı), ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, arsa, bina, demirbaş ve diğer müştemilatın satın alımına ve inşasına ayrılan kaynak üzerinden, fırsat maliyeti prensibi dikkate alınarak ... A.Ş.’nin 1991 yılı sonu itibariyle 4.154.259.916,83 TL (eski) zarar gördüğü, zararın hesaplanmasında taşınmazlara ödenen kaynağın doğrudan dikkate alınması nedeniyle ... A.Ş.’nin ayrıca kira kaybı talebinde bulunamayacağı, ... A.Ş.’nin ... A.Ş.’ne, ... ... Ltd. Şti.’nin ihtiyaçlarında kullandırmak üzere 4 adet Çelik Silo inşa ettirdiği ve ivazsız olarak kullandırılması neticesinde, ... A.Ş.’nin uğradığı zarardan dolayı ... A.Ş.’nin sorumlu olması gerektiği, 4 adet Çelik Silonun inşasına ayrılan kay
İlgili İçerikler
Emsal Kararlar
- Bölge Adliye MahkemesiE. 2025/1076, K. 2025/3263Borçlu olunmayan bedelin haciz tehdidi altında alacaklıya ödenmesi nedeniyle sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı alacak istemi – İstanbul BAM 3. Hukuk Dairesi, 2025/1076 E., 2025/3263 K.
- YargıtayE. 2026/1182, K. 2026/1248İcra yolu ile takipte düzenlenen sıra cetveline dosya borçlusunun itirazı (alacaklı ve borçlu sıfatının birleşmesi) – Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2026/1182 E., 2026/1248 K.
- Bölge Adliye MahkemesiE. 2025/2696, K. 2025/2384Yaralamalı trafik kazası nedeniyle açılan tazminat davasında ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ara karara karşı istinaf – İstanbul BAM 9. Hukuk Dairesi, 2025/2696 E., 2025/2384 K.
- YargıtayE. 2025/6208, K. 2026/3147Vekaletsiz iş görmeden kaynaklanan alacak istemi – Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2025/6208 E., 2026/3147 K.
Örnek Dilekçeler
- Noter (İhtarname)Alacağın Temliki Bildirimi İhtarnamesi (TBK m. 183 vd.)
- Asliye Hukuk MahkemesiKefalet Sözleşmesine Dayalı Alacak Dava Dilekçesi (TBK m. 581 vd.)
- Abonelik Hizmeti SağlayıcısıAbonelik Sözleşmesinin Feshi ve Cayma Bedeline İtiraz Dilekçesi (6502 sayılı Kanun m. 52)
- Asliye Hukuk MahkemesiAdam Çalıştıranın Sorumluluğuna Dayalı Tazminat Dava Dilekçesi
Emsal kararlar kamuya açık kaynaklardan alınmıştır. Kararların güncelliği ve somut olaya uygulanabilirliği bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir.