Kararın özeti
Danıştay 10. Daire bu kararda uyuşmazlığı incelemiştir. Kararın konusu: Ölen eşe ait embriyoların imha edilmemesi ve transferine izin verilmesi istemi. Kararın önemli bölümü aşağıda birebir aktarılmıştır.
Otomatik özet. Bu özet karar metninden otomatik olarak çıkarılmıştır ve editoryal inceleme beklemektedir; bağlayıcı olan kararın tam metnidir.
Kararın önemli bölümü
DAVALILARIN_SAVUNMASI : Davalı Sağlık Bakanlığı tarafından, konunun, sadece evli çiftlerin çocuk sahibi olmalarına ilişkin olmadığı, aynı zamanda sağlık hizmetleri, soy bağı, özel hayata saygı kavram ve ilkeleri ile yakından ilişkili olduğu, bunun için aile ve dolayısıyla toplum üzerinde önemli etkilere sahip olduğu, bu yönüyle hukukun birçok dalının ilgi alanında bulunduğu, Türk Medeni Kanunu’nun soy bağına ilişkin düzenlemelerinin, soy bağında istikrarı sağlamayı, çocuğun çıkarlarını güvence altına almayı ve kamu düzeninin sağlanmasını amaçladığı, Türk Ceza Kanunu’nun çocuğun soy bağının değiştirilmesini veya gizlenmesini suç kabul ettiği, Bakanlıklarının, konuyu bu özel öneminin gerektirdiği hassasiyet çerçevesinde düzenlemesinin ve üst hukuk normlarının çizdiği sınırlar içerisinde Yönetmelikte gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik müeyyideler öngörmesinin Anayasa’nın 2., 5., 17. ve 56. maddelerinin gereği olduğu, Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 19., 20. maddeleri ve Yönetmeliğin eki Ek/8 ÜYTE Uygulanacak Çiftlere Ait Bilgilendirilmiş Muvafakat Formunda yer alan düzenlemeler gereği her iki eşin rızası alınarak emb
Tam karar metni
Metnin tamamı uzunluğu nedeniyle kısaltılmıştır; tamamı için kaynak bağlantısını kullanın.
Tam metni gösterTam metni gizle25 bin karakter
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2023/684 E. , 2025/2090 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2023/684
Karar No : 2025/2090
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müş. Av. ... 2- ... Valiliği
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, ... Kadın Hastanesi Tüp Bebek Ünitesinde bulunan ve kendisine ve müteveffa eşi M.C.'ye ait olan embriyoların imha edilmemesi ve kendisine transfer edilmesine izin verilmesi, mümkün olmazsa muhafazası için teslim edilmesi istemiyle Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğüne yapılan 27/12/2022 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan 30/09/2014 tarih ve 29135 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 20. maddesinin 4. fıkrasının yedinci cümlesinde yer alan "ölümü" ibaresinin ve 20. maddesinin 5. fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan "eşlerden birinin ölümü" ibaresinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ_İDDİALARI : Davacı tarafından, eşi ile birlikte doğal yollardan çocuk sahibi olamamaları sebebiyle tüp bebek tedavisi görmeye başladıkları, özel bir hastanede tedavi işlemlerine başlandığı, toplanan embriyoların dondurularak saklanması için eşi ile birlikte sözleşme imzalandığı, 31/05/2021 tarihinde dört adet sağlıklı embriyo elde edildiği, bunlardan ikisinin dondurularak saklandığı, uygulanan embriyo transferinden sonra gebeliğin gerçekleşmediği, akabinde ek tedaviler uygulandığı, bu aşamada eşinin ani bir kalp krizi ile vefat ettiği, dondurularak saklanan embriyoların evlilik birliği içerisinde elde edildiği, müteveffa eşinin embriyo dondurma ve saklama formunu davacı ile birlikte imzalayarak davacıdan çocuk sahibi olma iradesini, doğal olarak da saklama süresi boyunca embriyonun transfer için davacı tarafından kullanılması iradesini ortaya koyduğu, embriyo üzerinde karar verme yetkisinin bedenlerinden doku alınan anne ve babaya ait olması gerektiği, Anayasa'nın 17. maddesine göre, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, Anayasa'nın 20. maddesi gereği herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, eşi ile birlikte tüp bebek tedavisini evlat sahibi olmak ve aile kurmak gayesi ile gerçekleştirdikleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesine göre herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, sağ kalan eşin iradesinin yok sayıldığı, eşlerden birinin vefatı sonrasında embriyo naklinin yapılamayacağına ilişkin kanuni bir düzenleme bulunmadığı, mülkiyet hakkına aykırı işlem tesis edildiği, konu hakkında Danıştay Onuncu Dairesinin emsal nitelikte kararlarının bulunduğu belirtilerek dava konusu işlemlerin iptali istenilmektedir.
DAVALILARIN_SAVUNMASI : Davalı Sağlık Bakanlığı tarafından, konunun, sadece evli çiftlerin çocuk sahibi olmalarına ilişkin olmadığı, aynı zamanda sağlık hizmetleri, soy bağı, özel hayata saygı kavram ve ilkeleri ile yakından ilişkili olduğu, bunun için aile ve dolayısıyla toplum üzerinde önemli etkilere sahip olduğu, bu yönüyle hukukun birçok dalının ilgi alanında bulunduğu, Türk Medeni Kanunu’nun soy bağına ilişkin düzenlemelerinin, soy bağında istikrarı sağlamayı, çocuğun çıkarlarını güvence altına almayı ve kamu düzeninin sağlanmasını amaçladığı, Türk Ceza Kanunu’nun çocuğun soy bağının değiştirilmesini veya gizlenmesini suç kabul ettiği, Bakanlıklarının, konuyu bu özel öneminin gerektirdiği hassasiyet çerçevesinde düzenlemesinin ve üst hukuk normlarının çizdiği sınırlar içerisinde Yönetmelikte gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik müeyyideler öngörmesinin Anayasa’nın 2., 5., 17. ve 56. maddelerinin gereği olduğu, Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 19., 20. maddeleri ve Yönetmeliğin eki Ek/8 ÜYTE Uygulanacak Çiftlere Ait Bilgilendirilmiş Muvafakat Formunda yer alan düzenlemeler gereği her iki eşin rızası alınarak embriyoların dondurulmak suretiyle saklandığı, saklama süresinin bir yılı aşması halinde her yıl embriyonun saklanması için çiftlerin mutlaka başvuruda bulunarak taleplerinin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçe vermeleri gerektiği, ölüm halinde eşin rızasının alınamayacağı, bu şekilde oluşan gebeliklerde ise en önemli sorunun bir çocuğu bile bile babasız bırakmak, ruhsal ve toplumsal açıdan bir kaos ortamında yaşatmak olduğu, Anayasa’nın 17. ve 41. maddesi hükümleri gereğince Bakanlıklarının, kişisel hak ve hürriyetler ile ailenin korunması amacıyla hareket edilerek bu şekilde düzenleme yapılmasını gerekli gördüğü, ayrıca ölüm halinde bu konuda mirasçıların da itiraz haklarının doğacağı, davaya konu Yönetmelik hükmü ile bireysel işlemde Anayasa'ya, yürürlükteki kanun hükümlerine, hukukun genel ilkelerine ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırı bir hususun bulunmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı Ankara Valiliği tarafından, dava konusu işlemin yürürlükteki mevzuata uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu bireysel işlem ile dava konusu Yönetmeliğin 20. maddesinin 5. fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan "eşlerden birinin ölümü" ibaresinin iptaline; dava konusu Yönetmeliğin iptali istenen diğer kısımları yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava; davacı tarafından,... Kadın Hastanesi Tüp Bebek Ünitesinde bulunan ve kendisine ve müteveffa eşi M.C.'ye ait olan embriyoların imha edilmemesi ve kendisine transfer edilmesine izin verilmesi, mümkün olmazsa muhafazası için teslim edilmesi istemiyle Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü'ne yapılan 27/12/2022 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan 30/09/2014 tarih ve 29135 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 20. maddesinin 4. fıkrasının 7. cümlesinde yer alan "ölümü" ibaresinin ve 20. maddesinin 5. fıkrasının 3. cümlesinde yer alan "eşlerden birinin ölümü" ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacı ve eşinin, evlilik birliği içerisinde üremeye yardımcı tedavi yöntemiyle çocuk sahibi olmak üzere özel bir hastane bünyesindeki tüp bebek ünitesine başvurdukları, 31/05/2021 tarihinde "Yardımcı Üreme Teknikleri İçin Rıza Belgesi"ni birlikte imzalayarak tedaviye başladıkları tedavi sürecinde, 05/06/2021 tarihinde elde edilen embriyonlardan bir adedinin transfer edildiği, iki adedinin de eşler tarafından birlikte imzalanan "Embriyo Dondurma Bilgilendirme ve Rıza Formu"na istinaden merkezde dondurularak saklanmak üzere muhafaza edildiği, ancak davacının eşinin 09/10/2022 tarihinde vefat ettiği, davacı tarafından 27/12/2022 tarihinde embriyoların imha edilmemesi ve kendisine transfer edilmesine izin verilmesi, mümkün olmazsa muhafazası için teslim edilmesi istemiyle Ankara Valiliğine yapılan başvurunun yanıtlanmamak suretiyle reddedilmesi yolundaki işlem ve dayanağını oluşturan Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 20. maddesinin 4. fıkrasının yedinci cümlesinde yer alan "ölümü" ibaresinin ve 20. maddesinin 5. fıkrasının 3. cümlesinde yer alan "eşlerden birinin ölümü" ibaresinin iptali istemiyle görülen davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 30/09/2014 tarihli, 29135 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren uyuşmazlık konu Yönetmeliğin dayanağını oluşturan 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 'Temel Esaslar' başlıklı 3. maddesinde Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esasları gösterilmiş; 1. fıkrasının (c) bendinde: "Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılması esastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgili Bakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlık kuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanır. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlık işletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca tespit ve ilan edilir.", e) bendinde; "Tesis edilecek eğitim, denetim, değerlendirme ve oto kontrol sistemi ile sağlık kuruluşlarının tespit edilen standart ve esaslar içinde hizmet vermesi sağlanır.", g) bendinde ise; "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı; sağlık ve yardımcı sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımını sağlamak üzere istihdam planlaması yapar, ülke ihtiyacına uygun nitelikli sağlık personeli yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi eğitim programları için Yükseköğretim Kurulu ile koordinasyonu sağlar. Serbest ya da kamu kuruluşlarında mesleklerini icra eden sağlık ve yardımcı sağlık personeline hizmetiçi eğitim yaptırır. Bunu sağlamak amacıyla üniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarının imkanlarından da yararlanır. Hizmetiçi eğitim programını ne şekilde ve hangi sürelerle yapılacağı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte tespit edilir." kurala bağlanmıştır. 3359 sayılı Kanun'un 'Yönetmelikler' başlıklı 9. maddesinin (c) bendinde: "Bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, çıkarılacak yönetmelikle tespit edilir." kuralına yer verilmiştir. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna 7151 sayılı Kanun'un 16. maddesi ile eklenen Ek 1. Maddede: "Doğal yollarla çocuk sahibi olunamadığı veya tıbbi gereklilik bulunduğu hâllerde, kadın ve/veya erkeğin üreme hücrelerinin tıbbi yöntemlerle döllenmeye elverişli hâle getirilmek ve vücut içinde veya dışında döllenmesini sağlamak suretiyle üreme hücreleri veya embriyo anne adayına uygulanabilir. Bu yöntem sadece evli olan eşler arasında gerçekleştirilir. Bu tedavi uygulamaları, Bakanlıkça belirlenen tıbbi esaslar çerçevesinde yalnızca Bakanlıkça yetkilendirilmiş hekimler tarafından ve Bakanlıkça ruhsatlandırılan üremeye yardımcı tedavi uygulama merkezlerinde gerçekleştirilebilir. Üremeye yardımcı tedavi uygulama merkezlerinin açılması, çalışması ve denetlenmesi usul ve esasları Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
Eşlerden biri veya her ikisinden alınan üreme hücreleri ve bu hücrelerden elde edilen embriyonun, başka kişilere uygulanması yoluyla çocuk sahibi olmak ve taşıyıcı annelik yapmak yasaktır.
Başkasına ait üreme hücresi ve/veya embriyonun kullanılması suretiyle donasyon işlemi yapılması ve bu amaçla üreme hücresi ve/veya embriyo bağışlanması, satılması, bulundurulması, kullanılması, saklanması, taşınması, ithalatı, ihracatı ve bu işlemlere aracılık edilmesi yasaktır." kuralı bulunmaktadır.
Çocuk sahibi olamayan evli çiftlerden, tıbben uygun görülenlerin üremeye yardımcı tedavi metotları vasıtasıyla çocuk sahibi olmaları için yapılacak uygulamanın esaslarını, bu uygulamayı yapacak merkezlerin açılması, çalışması ve denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmelikte; anne adayının yumurtası ile kocanın sperminin çeşitli yöntemlerle döllenmeye daha elverişli hale getirilerek, gerektiğinde vücut dışında döllenmesini sağlayıp, gametlerin veya embriyonun anne adayına transferini kapsayan ve modern tıpta bir tıbbi tedavi yöntemi olarak kabul edilen uygulamalar "Üremeye yardımcı tedavi (ÜYTE) olarak 4. maddesinin 1. fıkrasının ğ) bendinde tanımlanmıştır.
Yönetmeliğin 19. maddesinin 2. fıkrasında, ÜYTE yaptırmak üzere başvuran adayların evli olmaları ve bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-8’deki Bilgilendirilmiş Muvafakat Formunu doldurarak birlikte işlem yaptırmaları gerektiği, eşlerin nüfus cüzdanı ve evlilik cüzdanı asılları görülmek suretiyle fotokopileri ve fotoğraflarının alınacağı, bu belgelerin kişilere ait olup olmadığı kontrol edilerek işlemlere başlanacağı; 4. fıkrasında ise, merkezlerde embriyo saklama işlemlerinde Ek-9, çözme işlemlerinde Ek-10 ve imha işlemlerinde Ek-11’deki form; gonad dokusu/hücreleri saklama işlemlerinde Ek-12, çözme işlemlerinde Ek-13 ve imha işlemlerinde Ek-14’deki form doldurulacağı kuralı getirilmiştir. 'Üreme hücreleri ve gonad dokularının saklanma kriterleri', 20. maddede yedi fıkra halinde düzenlemeye konu edilmiştir. Maddenin 5. fıkrasında; "Adaylardan fazla embriyo elde edilmesi durumunda eşlerden her ikisinin rızası alınarak embriyolar dondurulmak suretiyle saklanır. Saklama süresinin bir yılı aşması halinde her yıl embriyonun saklanması için çiftler mutlaka başvuruda bulunarak taleplerinin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçe vermelidir. Eşlerin birlikte talebi, eşlerden birinin ölümü veya boşanmanın hükmen sabit olması halinde ya da belirlenen süre son bulduğunda saklanan embriyolar müdürlükte kurulacak komisyon tarafından tutanak altına alınarak imha edilir. Bakanlıkça elektronik kayıt sistemi oluşturulması halinde merkezde saklanan embriyolara ilişkin bilgiler bu sisteme kaydedilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu Anayasa'nın 'Kişi Hakları ve Ödevleri' bölümünde yer alan 17. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiş, yine aynı bölümde, herkesin, özel hayatına ve aile hayatına saygı hakkı gösterilmesini isteme hakkı olduğu 20. maddesinin 1. fıkrasında koruma altına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşme’nin 'Özel ve aile hayatına saygı hakkı' başlıklı 8. maddesinde: “(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." denilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin S.H. ve diğerleri-Avusturya ve Evans-Birleşik Krallık başvurularında, hem özel yaşama saygı hakkı çerçevesinde hem de aile yaşamına saygı hakkı çerçevesinde üreme hakkı ele alınmakta, bir çiftin üremeye yardımcı tedavi yöntemlerini kullanarak çocuk sahibi olmayı istemesi, Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkının bir ifadesi olarak görülmektedir.
Uyuşmazlığa konu Yönetmelik, üremeye yardımcı tedavi metotları vasıtasıyla çocuk sahibi olunabilmesi için yapılacak uygulama esasları düzenlemeye konu etmektedir. Üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin sadece evli olan çiftler arasında gerçekleştirilmesi ilkesine ve dayanağı yasal düzenlemeye uygun şekilde temellendirilmiştir.
Yönetmelikle, eşlerin kendilerine ait üreme hücrelerini kullanabileceği, birlikte işlem yapmaları gerektiği, yapılacak işlemlerden önce bilgilendirilerek muvafakatlerinin alınacağı yönünde düzenlemeler yapılmış, tıbbi zorunluluk halleri dışında üreme hücreleri ve gonad dokuların saklanması yasaklanmış, adaylardan fazla embriyo elde edilmesi halinde embriyoların dondurulmak suretiyle saklanmasına ve kullanılmasına belli koşullarda izin verilmiştir. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanuna 7151 sayılı Kanunla ek olarak getirilen Ek 1. maddesi de, üremeye yardımcı tedavi yöntemlerinin sadece evli olan eşler arasında gerçekleştirilmesine izin verilmiş, donasyon, üreme hücreleri ve embriyonun başkalarında kullanılması, taşıyıcı annelik gibi uygulamalar yasaklanmış, Kanunun gerekçesinde, halkın inançları, değer yargıları ve sosyo kültürü göz önünde bulundurularak düzenleme yapıldığı ve nesebin korunması amacının güdüldüğü ifade edilmiştir.
Embriyo, bebeğin ilk gelişim evresidir (0-8 hafta). Bu dönemde majör organlar henüz gelişmemiştir. Sperm ve yumurta birleştikten sonra zigot (1 hücre) oluşur, bu olaya fertilizasyon (döllenme) denir (https://www.turkcerrahi.com/tip-sozlugu/embriyo/).
Fertilizasyon, çocuk sahibi olmak isteyen eşlerin iradelerinin yansımasının bir sonucudur. Üremeye yardımcı tedavi (ÜYTE), anne adayının yumurtası ile kocanın sperminin çeşitli yöntemlerle döllenmeye daha elverişli hale getirilerek, gerektiğinde vücut dışında döllenmesini sağlayıp, gametlerin veya embriyonun anne adayına transferini kapsayan ve modern tıpta bir tıbbi tedavi yöntemi olarak kabul edilen uygulamalar olarak kabul edilmekte, Yönetmelik kapsamında, bu amaçla yapılacak işlemlerden önce kişilerin bilgilendirilerek rızalarını yansıtan, embriyonun saklanması, çözdürülmesi ve imhasında kullanılan eşlerin birlikte ekli formları imza altına alması gerekmektedir.
Uyuşmazlık, evlilik birliği içerisinde Yönetmelik hükümleri doğrultusunda dondurularak saklanan embriyonun erkeğin ölümünden sonra sağ kalan eş tarafından kullanılarak üremeye yardımcı tedaviye devam edilip edilemeyeceğinden kaynaklanmaktadır.
Sözleşme'nin 8. maddesinde öngördüğü özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkı, aynı doğrultudaki Anayasal kural, üremeye yardımcı tedavide hızla ilerleyen tıbbi ve bilimsel gelişmelerle toplumların etik ve ahlak anlayışı birlikte dikkate alınması ve devletlerin bu konuda geniş bir takdir hakkına sahip olduğu yolundaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları dikkate alındığında; evlilik birliği içerisinde elde edilen ve dondurularak saklanan embriyonun, istisna tanınmaksızın eşlerden birinin ölümü halinde imha edileceği yolundaki düzenlemesi, birlikte çocuk sahibi olma iradesini ortaya koyan eşlerin, tıbbi yardımla üreme hakkına yapılan müdahale, ölçüsü ortaya konulamamış ve belirsiz hal kazanmıştır.
Üremeye yardımcı tedavi kapsamında dondurularak saklanan embriyonun, evlilik birliği içerisinde elde edilmesi, eşlerin rızalarını yansıtan belgelerle bu durumun ortaya konulması, nesebin korunması amacıyla çelişen bir durumun bulunmamasına karşın, bu tedaviye sağ kalan eşin erkeğin ölümünden sonra belli şartlar altında devam etmesine izin verilmemesi Sözleşme ve Anayasa ile korunan kişi hakları ve ödevleri kapsamındaki herkesin sahip olduğu maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkının kullanılmasını belirsiz ve orantısız şekilde bir müdahalenin oluşması sonucunu ortaya çıkaracaktır. 7151 sayılı Kanun ile getirilen, üremeye yardımcı tedavinin sadece evli olan eşler arasında gerçekleşmesi, embriyonun başkalarında kullanılması ve taşıyıcı anneliği yasaklayan düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına uygun bir yaklaşım gösterilerek alana ilişkin devletlerin takdir hakkı kapsamında bir hukuki çerçeve oluşturulmuştur.
Temel hak ve özgürlüklerden olan, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile özel yaşama ve aile yaşamına saygı hakkının yasal sınırları dışında uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin 20. maddesinin 5. fıkrasının 3. cümlesinde yer alan "eşlerden birinin ölümü" ibaresine ilişkin düzenleme ile yapılan idari sınırlamada hukuka uyarlık görülmemiştir.
Üremeye yardımcı tedavi yöntemiyle elde edilen embriyonun babanın ölümünden sonra anne tarafından tedaviye devam edilmesi sonucu doğan çocuk ile diğer çocuklar arasında, soybağı ve mirasçılık yönünden bir fark yaratacağı yolunda değerlendirme içeren davalı idarenin savunması, hukuk sisteminin soybağı ilişkisi ve mirasçılık yönünden tanıdığı ve geçerliliğe sahip hukuki yolların varlığı karşısında yerinde görülmemiş olup, Anayasa'nın eşitlik ilkesine uygun olmayan ayrımcılık yasağına aykırı bir yaklaşımın zımnen de olsa kabulünü ifade edeceğinden isabetli bir yaklaşım içermemektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 643. maddesinin 1. fıkrasında: "Mirasın açıldığı tarihte, mirasçı olabilecek bir cenin varsa paylaşma doğumuna kadar ertelenir." kuralına ilişkin Prof. Dr. İlhan Kahveci; maddenin İsviçre Medeni Kanununun 605. maddesindeki aslında "ana rahmine düşmüş çocuk"tan söz edilmediği, yürürlükteki metinde de mirasçılar arasında cenin varsa ifadesinin kullanıldığı, bu ifadelerin isabetli olduğu, zira tıp alanında, çocuğun ana rahminde olması zorunluluğunu ortadan kaldıran, henüz ana rahminde olmayıp da ana rahmine yerleştirilecek biçimde embriyo durumunda belirli yerlerde ve belirli yöntemlerle saklanması gibi gelişmeler olduğu ifadesiyle değerlendirmiş, tıp ve teknoloji alanındaki gelişmelerle ortaya çıkabilecek durumlara karşı kayıtsız kalınmayacak nitelikte düzenleme yapılması yoluna gidildiği görülmektedir.
Yönetmeliğin 20. maddesinin 4. fıkrasının 7. cümlesinde yer alan "ölümü" ibaresine gelince;
Yönetmeliğin 20. maddesinin ilk üç fıkrasında, erkeklerde ve kadınlarda üreme hücreleri ve gonad dokularının saklanmasını gerektiren tıbbî zorunluluk haller sayılmak suretiyle belirtilmekte, bu tıbbi zorunluluk halleri dışında üreme hücreleri ve gonad dokularının saklanmasını yasaklamaktadır.
Dördüncü fıkrada; zorunlu hallerde, üreme hücreleri ve gonad dokuları, verici adaya ait EDTA'lı kan örneği merkezde uygun şartlarda saklanması, saklama öncesi kimi testlerin yapılması, bilgileri içeren dosya oluşturulması, doksan gün kullanılmaması halinde DNA analizi için ruhsatlı genetik hastalıklar tanı merkezine gönderilerek DNA kimliklendirme analizinin yapılması, saklama süresinin bir yılı aşması halinde ise, kişinin mutlaka başvuruda bulunarak rızasının devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçesini vermesi, dondurulan üreme hücreleri ve gonad dokularının alınan kişinin yıllık protokol yenilememesi, isteği ve ölümü durumlarında komisyon tarafından tutanak altına alınarak imha edilmesi, Bakanlıkça elektronik kayıt sistemi oluşturulması halinde merkezde saklanan üreme hücreleri ve gonad dokularına ilişkin bilgiler bu sisteme kaydedilmesi öngörülmektedir.
Yönetmeliğin ilk dört maddesi, belirlenen tıbbi zorunluluk hallerinde üreme hücreleri ve gonad dokularının uygun koşullarda saklanması, test, analiz ve kimliklendirme işlemlerine ilişkin süreç ve bu aşamalarda bilgileri içeren dosya oluşturması, dondurulması üzerine de, dondurulan üreme hücreleri ve gonad dokuları alınan/verici kişinin yıllık protokolü yenilememesi, isteği ve ölümü durumlarında imha edilmesi şeklinde, üreme hücreleri ve gonad dokularının saklanmasına ilişkin rızanın son bulduğu haller gösterilmiş, embriyonun oluşumu öncesi verici kişinin ölümü üzerine de iradenin ortadan kalktığını, imha şartlarından birini oluşturduğu, düzenlemenin hukuka aykırı bir yön taşımadığından davanın bu yönden reddi gerekir.
Dava konusu bireysel işleme gelince;
Üremeye yardımcı tedavi yoluyla dondurularak saklanan embriyonun, davacı ve eşine ait üreme hücreleri kullanılarak evlilik birliği içerisinde elde edildiği, evli eşlerin çocuk sahibi olma iradesiyle üremeye yardımcı tedavi yöntemleri uygulanan merkeze başvurdukları, "Yardımcı Üreme Teknikleri İçin Rıza Belgesi"ni birlikte imzalayarak tedaviye başladıkları tedavi sürecinde, embriyonlardan bir adedinin transfer edildiği, iki adedinin de eşler tarafından birlikte imzalanan "Embriyo Dondurma Bilgilendirme ve Rıza Formu"na istinaden merkezde dondurulması yoluna gidilmesi, transfer edilmek üzere çözdürülmesi, transfer edilmek üzere pek çok kez hazırlıklara başlanması, transfer edilmesi aşamalarında rıza göstererek eşinden çocuk sahibi olma ve saklama süresi boyunca embriyonun transfer için eşi tarafından kullanılması iradesinin belgelerle sabit olmasına karşın, tedavi sırasında beklenmeyen bir nedenle kocanın ölüm ile birlikte bu iradenin sona erdiğinin kabulü mümkün değildir.
Uyuşmazlıkta, davacının ölen eşin rızası ile dondurularak saklanan embriyonun, sağ kalan eş tarafından kullanılmasına izin verilmemesini haklı ve hukuka uygun kılacak bir neden olmadığı gibi, hukuka aykırılığı tespit edilen düzenleyici işleme dayalı olarak tesis edilen uygulama işleminde hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Üremeye Yardımcı Tedavi Uygulamaları ve Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Hakkında Yönetmeliğin 20. maddesinin 5. fıkrasının 3. cümlesinde yer alan "eşlerden birinin ölümü" ibaresi ile uygulama işleminin iptaline, davanın diğer kısmının reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 17/04/2025 tarihinde, davacı...'ı temsilen Av. ...'ın geldiği, davalı idare Sağlık Bakanlığını temsilen vekili Huk. Müş. Av. ...'in davalı Ankara Valiliği'ni temsilen Av. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez
İlgili İçerikler
Emsal Kararlar
- DanıştayE. 2021/6553, K. 2024/3804Sigorta bildirgelerinin süresinde verilmemesi nedeniyle 5510 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezasında işveren sıfatının tespiti – Danıştay 10. Daire, 2021/6553 E., 2024/3804 K.
- DanıştayE. 2017/920, K. 2022/3148Yabancı uyruklu eşe ikamet izni verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddi işleminin iptali istemi – Danıştay 10. Daire, 2017/920 E., 2022/3148 K.
- DanıştayE. 2020/1057, K. 2024/3011Türk vatandaşlığına alınma – Danıştay 10. Daire, 2020/1057 E., 2024/3011 K.
- DanıştayE. 2022/8631, K. 2025/2431Sigortasız işçi çalıştırma nedeniyle uygulanan idari para cezasının iptali istemi (5510 sayılı Kanun m. 102) – Danıştay 10. Daire, 2022/8631 E., 2025/2431 K.
Örnek Dilekçeler
- İdare MahkemesiUluslararası Koruma Başvurusunun Reddine Karşı Dava Dilekçesi
- İdare MahkemesiKabul Edilemez Başvuru veya Hızlandırılmış Değerlendirme Kararına Karşı Dava Dilekçesi
- İdare MahkemesiSınır Dışı Etme Kararına Karşı İptal Dava Dilekçesi (Yürütmenin Durdurulması Talepli)
- Kamu Kurumu ve Bilgi Edinme Değerlendirme KuruluBilgi Edinme Başvurusu ve Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu'na İtiraz Dilekçesi (4982 m. 11, 13)
Hukuk Rehberi
- 5 dk okumaİşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatının İptali: Kapatma Kararına Karşı Dava
- 5 dk okumaİmar Planına İtiraz ve Dava: Askı, İtiraz ve İptal Davası
- 6 dk okumaHazine'nin Ecrimisil Talebi: İtiraz, İndirim ve İdari Yargı Yolu
- 5 dk okumaYürütmenin Durdurulması Nedir? Şartları, Teminat ve İtiraz
Emsal kararlar kamuya açık kaynaklardan alınmıştır. Kararların güncelliği ve somut olaya uygulanabilirliği bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir.