Kararın özeti
Danıştay 7. Daire bu kararda uyuşmazlığı incelemiştir. Kararın konusu: Özel tüketim vergisi (I) sayılı listedeki mallara ilişkin vergi tutarlarının yeniden belirlenmesine dair Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemi. Kararın önemli bölümü aşağıda birebir aktarılmıştır.
Otomatik özet. Bu özet karar metninden otomatik olarak çıkarılmıştır ve editoryal inceleme beklemektedir; bağlayıcı olan kararın tam metnidir.
Kararın önemli bölümü
İhtilaf konusu Cumhurbaşkanı Kararıyla özel tüketim vergisi tutarlanın yeniden belirlenmesiyle yapılan harcamalarda gerçek/tüzel kişilerin ödeyecekleri vergi miktarı direkt olarak etkileneceğinden, menfaat ihlali koşulunun gerçekleştiği izahtan varestedir. Bu durumda davacının Cumhurbaşkanı Kararının iptalini istemekte menfaati bulunduğu görüldüğünden davacının dava ehliyetinin bulunmadığına yönelik davalı idare iddialarına itibar edilmeyerek işin esasına geçilmiştir.
Tam karar metni
Metnin tamamı uzunluğu nedeniyle kısaltılmıştır; tamamı için kaynak bağlantısını kullanın.
Tam metni gösterTam metni gizle25 bin karakter
Danıştay 7. Daire Başkanlığı 2023/2549 E. , 2025/4344 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2023/2549
Karar No : 2025/4344
DAVACI : ... Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri - Av. ...
Av. ...
DAVANIN KONUSU : 16/07/2023 tarih ve 32250 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 15/07/2023 tarih ve 7390 sayılı "4760 Sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'na Ekli (I) Sayılı Listede Yer Alan Mallara İlişkin Özel Tüketim Vergisi Tutarlarının Yeniden Belirlenmesi Hakkında Cumhurbaşkanı Kararı" eki Karar'ın iptali, ayrıca, dayanağı olan anılan Kanun'un 12. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ile 5. fıkrasının Anayasa'ya aykırılık sebebiyle Anayasa Mahkemesine iptal istemiyle gönderilmesi istemiyle dava açılmıştır.
DAVACININ İDDİALARI : Cumhurbaşkanı Kararı ve dayanağı 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun 12. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ile 7456 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değiştirilen 5. fıkrasının açık bir şekilde Anayasa'nın 7. maddesinde yer alan, " Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez." ve 73. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırır." şeklindeki hükümlere aykırı olduğu, Cumhurbaşkanına 4760 sayılı Kanun ile verilen yetkinin "bağlı yetki" sınırlarını aşarak Yasama yetkisinin devri anlamına geldiği, uygulamaya konulan fahiş vergilerin depremlerde yaşanan ekonomik kayıpların telafisi için getirildiği belirtilmişse de, TBMM'de yapılan görüşmelerde ve Cumhurbaşkanınca bu şekilde elde edilecek gelirlerin deprem bölgesi için kullanılacağına ilişkin açıklama yapılmadığı, söz konusu kayıpların telafisi için devletin kendi içinde tasarruf tedbirleri aldığına ve israfa son verdiğine ilişkin herhangi bir saptamanın bulunmadığı, dolayısıyla vergi artışlarının zorunluluk olduğu ve kamu yararının bulunduğuna ilişkin iddianın dayanağının bulunmadığı, ihtilaf konusu Cumhurbaşkanı Kararının vergilendirmede belirlilik ve vergi yasalarının geriye yürümezliği ilkelerine aykırı olduğu, hukuki güvenlik ilkesini zedelediği iddia edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Öncelikle davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği; 14/05/2018 ilâ 01/03/2022 tarihleri arasında eşel-mobil sisteminin uygulandığı ve bu süreçte yaklaşık 85 milyar TL gelirden tüketiciler lehine vazgeçildiği, koronavirüs salgını ve 06/02/2013 tarihinde yaşanan deprem nedeniyle ortaya çıkan ekonomik kayıpların giderilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanması için, sosyal hukuk devleti olma özelliğine uygun olarak 7456 sayılı Kanun'la vergisel düzenlemelerin yapıldığı, 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun 12. maddesinde Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin Anayasa'ya uygun olarak kullanıldığı, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da bunun teyit edildiği, düzenlemenin vergi koyma yahut kaldırmaya değil, kanunla tanınan yetkinin kullanılmasına ilişkin olduğu, yasal sınırlar içinde kalınarak maktu vergi tutarlarında yapılan düzenlemenin, demokratik, sosyal, hukuk devleti ilkeleri ile vergide adalet ve üstün kamu yararına uygun olduğu, akaryakıttaki fiyat artışının küresel sıkıntılardan kaynaklandığı, fiyatların serbest piyasada oluştuğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Davada iptali istenilen düzenlemeye konu maktu vergi oranlarındaki değişikliğin, Anayasa'nın 73. maddesi ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun 12. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ile Cumhurbaşkanına verilen yetki kullanılarak, anılan Kanun'da öngörülen sınırlar dahilinde yapıldığı ve vergilendirme ilkelerine aykırılık taşımadığı; bu durumda, Kanun'la düzenlenerek Cumhurbaşkanına verilen yetkinin sınırları dahilinde kullanıldığı açık olup, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ : Dava; 16/07/2023 tarih ve 32250 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 15/07/2023 tarih ve 7390 sayılı Cumhurbaşkanı Kararın iptali istemiyle açılmıştır.
Dava ehliyeti yönünden yapılan inceleme; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İptal davaları için öngörülen “menfaat ihlali” koşulu Danıştay'ın muhtelif kararlarında tanımlanmıştır. Buna göre, idari yargıda iptal davası açılabilmesi için menfaatin kişisel, güncel ve meşru olması gerekmektedir.
Davalı idarenin savunmasında vurguladığı, menfaatin kişisel olmasından ne anlaşılması gerektiği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Menfaatin kişisel olması her hal ve şartta işlemin doğrudan dava açacak kişiye karşı yapılması zorunluluğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 08/03/1979 E:1971/1, K:1979/1 tarihli kararında; “İptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadıklarının saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylelikle idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine olanak sağlandığından, bu davalarda menfaat ilişkisinin dar yorumlanmaması gerekmektedir.” şeklinde karar verilerek iptal davalarında dava ehliyetinin değerlendirilmesi bakımından belirleyici bir yaklaşım getirmiştir. İptal davalarının amacı bir yandan davacının kendi aleyhine sonuç doğuran bir işlemi ortadan kaldırması iken, diğer amaç ise idarenin hukuka uygun davranmasının sağlanmasıdır. Bu nedenle iptal davalarında sübjektif ehliyet koşulu olan kişisel menfaat koşulunun geniş yorumlanması, hukuk devletinin bir gereğidir.
Öte yandan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 377. maddesinin 1. fıkrasında; mükelleflerin ve kendilerine vergi cezası kesilenlerin, tarh edilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilecekleri belirtilerek vergi davalarında subjektif ehliyet koşulunu oluşturan menfaat ilişkisine ilişkin bir kural getirilmiştir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda vergi davalarının ayrı bir tanımı yapılmamıştır. Vergi davaları hem iptal davasının hem de tam yargı davasının unsurlarını birlikte barındıran şahsına münhasır bir dava türüdür. Dosyadaki ihtilaf, tarh edilen vergi ve kesilen cezaya karşı değil, özel tüketim vergisi oranlarını düzenleyen genel düzenleyici nitelikte olan Cumhurbaşkanı Kararına karşı açıldığından, bakılan davanın iptal davası niteliği ön plana çıkmakta olup, Vergi Usul Kanunu'ndan daha sonra yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleri de dikkate alındığında, dava ehliyetinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 377. maddesinin 1. maddesi gerekçe gösterilerek sınırlandırılması isabetli olmayacaktır.
İhtilaf konusu Cumhurbaşkanı Kararıyla özel tüketim vergisi tutarlanın yeniden belirlenmesiyle yapılan harcamalarda gerçek/tüzel kişilerin ödeyecekleri vergi miktarı direkt olarak etkileneceğinden, menfaat ihlali koşulunun gerçekleştiği izahtan varestedir. Bu durumda davacının Cumhurbaşkanı Kararının iptalini istemekte menfaati bulunduğu görüldüğünden davacının dava ehliyetinin bulunmadığına yönelik davalı idare iddialarına itibar edilmeyerek işin esasına geçilmiştir.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne ilişkin 6771 sayılı Kanun ile Anayasa’da yapılan değişikliklerin halk oylamasıyla kabulü ile birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürürlüğe girmiştir. Söz konusu değişim ile birlikte öncesinde Bakanlar Kurulu’nda olan yürütme görev ve sorumluluğu ve buna bağlı düzenleme yapma yetkisi, yeni sistemde Devletin ve yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı’na geçmiştir. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu’na ait Kanun Hükmünde Kararname, Tüzük, Yönetmelik ve Bakanlar Kurulu Kararları ile düzenleme yapma yetkisi kaldırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Cumhurbaşkanı’na yürütme görevini ve sorumluluğunu yerine getirirken, düzenleme yapma yetkisi de vermektedir. Cumhurbaşkanı’nın vergisel düzenleme yapma yetkisi; Anayasa’da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Cumhurbaşkanı yönetmeliği ve Anayasa’da yer almayan adsız düzenleyici işlem olan Cumhurbaşkanı kararlarından oluşmaktadır.
Davacı 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun yukarıda belirtilen maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu yolundaki iddialarının değerlendirilmesi bakımından konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararlarının irdelenmesinde fayda mülahaza edilmiştir. 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı, 06/2/2023 Tarihinde Meydana Gelen Depremlerin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpların Telafisi İçin Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi İhdası ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un bazı maddelerinin, Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptali savıyla Anayasa Mahkemesinde görülen dava sonucunda anılan Mahkemenin verdiği 28/9/2023 tarihli ve E: 2023/131, K: 2023/160 sayılı kararda; "Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da vurgulandığı üzere deprem gibi olağanüstü hadiseler nedeniyle oluşan kayıpların giderilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanması maksadıyla ek vergi yükümlülüğü getirilmesi mümkün olup, dava konusu kuralda ek motorlu taşıtlar vergisinin getirilmesinde kamu yararına yönelik meşru bir amacın olmadığı söylenemez. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan ve çok sayıda ili etkileyen depremlerin büyüklüğü ve yıkıcı boyutu da dikkate alındığında düzenlemeyle güdülen meşru amacın daha belirgin hale geldiği anlaşılmaktadır. Belirtmek gerekir ki dava konusu kural ile daha önce iptal edilen 4837 sayılı Kanun’un 1. maddesi, ihdas ediliş amaçları yönünden birbirinden ayrılmaktadır. 4837 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle öngörülen ek motorlu taşıtlar vergisi, ekonomik istikrarın sağlanması ve kamu borç stokunun azaltılması amacıyla ihdas edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ekonomik istikrarın sağlanması veya borç stokunun azaltılması amacının olağanüstü şartların zorunlu kıldığı haklı bir neden olamayacağını değerlendirmiştir. Oysa dava konusu kuralla öngörülen ek motorlu taşıtlar vergisi deprem sebebiyle oluşan maliyetin karşılanması amacına yöneliktir. Bu yönüyle dava konusu düzenlemenin ihdas şartları itibarıyla 4481 sayılı Kanun’la getirilen ek motorlu taşıtlar vergisine benzemektedir. Anayasa Mahkemesi 4481 sayılı Kanun’la getirilen ek motorlu taşıtlar vergisinin iptali talebini, ek verginin deprem nedeniyle oluşan ekonomik kayıpların giderilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanması amacına dayandığına vurgu yaparak reddetmiştir.
Diğer yandan, Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.
Kuralla 2023 yılında ödenen motorlu taşıtlar vergisi kadar ek motorlu taşıtlar vergisinin bir defalığına ödenmesinin öngörülmesinin 06/02/2023 tarihinde yaşanan depremlerin etkilerinin azaltılması için ihtiyaç duyulan finansmanın sağlanmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde kuralın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
Gereklilik, hedeflenen amaca ulaşılması için hakka en az müdahale teşkil eden aracın seçilmesini ifade etmektedir. Deprem nedeniyle oluşan ekonomik kayıpların hangi vergilendirme araçlarıyla giderileceğinin takdiri yasama organına aittir. Esasen vergilendirme devletin takdir yetkisinin geniş olduğu alanların başında gelmektedir. Depremin yol açtığı ekonomik kayıpları telafi etmek ve sosyal dayanışmayı sağlamak amacıyla mevcut vergilerin artırılması ya da yeni bir vergi ihdas edilmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında başvurabileceği araçlardandır. Bu nedenle 2023 yılı için ek motorlu taşıtlar vergisi alınması yolunda düzenleme yapılmasının gereklilik kriterini karşıladığı değerlendirilmiştir. 7456 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca 197 sayılı Kanun’un 4.maddesinde yer alan istisnaların ek motorlu taşıtlar vergisi için de uygulanacağı anlaşılmaktadır. Öte yandan 6/2/2023 tarihinde Kahramanmaraş ilinde meydana gelen depremler nedeniyle Hazine ve Maliye Bakanlığınca 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 15. maddesi kapsamında mücbir sebep hâli ilan edilen yerlerde; deprem tarihi itibarıyla kayıt ve tescilli olan taşıtlar, deprem nedeniyle yıkılan veya ağır ya da orta hasarlı hâle gelen binaların maliklerine ait taşıtlar, depremlerde ağır hasar görerek kullanılamaz duruma gelen taşıtlar ile deprem nedeniyle eşi veya birinci derece kan hısımlarından birini kaybeden mükelleflere ait taşıtlar ek motorlu taşıtlar vergisinden müstesna tutulmuştur. Bunun yanı sıra ek motorlu taşıtlar vergisi geçici nitelikli ve bir defalığa mahsus alınan bir vergidir. 7456 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (5) numaralı fıkrasıyla da verginin birinci taksitinin bu Kanun’un yayımlandığı ayı izleyen ayın sonuna kadar, ikinci taksitinin ise aynı yılın Kasım ayı sonuna kadar olmak üzere iki eşit taksitte ödenmesi öngörülmüştür. Bu itibarla sahip olunan aracın değeri ile araç sahiplerinin ödeme güçleri ve kişisel durumlarının da dikkate alındığı gözetildiğinde tutarı itibariyle yüksek olduğu söylenemeyecek ek motorlu vergisinin araç sahiplerine aşırı bir külfet yüklemediği, yaşanan depremler nedeniyle oluşan maddi kayıpların büyüklüğü karşısında bu kayıpların giderilmesi neticesinde elde edilecek fayda ile araç sahiplerinin katlanacağı külfet arasında makul olmayan bir dengesizliğin bulunmadığı ve bu nedenlerle sınırlamanın orantılı olduğu değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte kuralın Anayasa’nın 73. maddesi kapsamında da incelenmesi gerekir. Anayasa'nın 73. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” denilmek suretiyle diğer ilkelerin yanı sıra verginin mükellefin mali gücüyle uyumlu olması zorunlu kılınmıştır. Kişinin sahip olduğu taşıtın bir servet unsuru olarak mali gücün göstergelerinden biri olduğu açıktır. Kuralda 2023 yılı için tahakkuk ettirilen motorlu taşıtlar vergisi tutarı kadar ek motorlu taşıtlar vergisi ödenmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla aracın yaşı, motor silindir hacmi, oturma yeri veya ağırlığı gibi unsurlar dikkate alınarak ödenecek ek motorlu taşıtlar vergisi belirlenmektedir. Bu itibarla mükelleflerin taşıtın değeriyle orantısız bir vergi yükü ile karşı karşıya kaldığı söylenemez. Ayrıca 197 sayılı Kanun’daki istisnalar ek motorlu taşıtlar vergisi için geçerli olduğu gibi bu vergi açısından 7456 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (4) numaralı fıkrasında depremden zarar görenlere yönelik bir kısım istisnalara da yer verilmiştir. Tüm bu hususlar gözetildiğinde ve motorlu taşıtlar vergisinin toplumun tüm kesimlerini kapsayan yaygın bir vergi olduğu da dikkate alındığında kuralın mali güce göre vergilendirme, vergi yükünün adaletli dağılımı ve eşitlik ilkeleriyle çelişmediği sonucuna varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin deprem gibi olağanüstü olayların yaşandığı dönemlerde oluşan ekonomik kayıpların telafisi amacıyla -ölçülü olmak kaydıyla- ek vergilerin öngörülebileceği yolundaki içtihadından, dava konusu kural bakımından da ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır." şeklinde karar vermiştir. 17/7/2019 tarihli ve 7186 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un bazı maddelerinin Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülerek iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda anılan Mahkemenin verdiği 24/03/2022 tarihli ve E: 2019/94, K: 2022/32 sayılı kararda da: "Anayasa’nın 73. maddesinin 4. fıkrasında “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilebilir.” denilmiştir. Anılan hüküm uyarınca Cumhurbaşkanı’na ancak vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde değişiklik yapabilme yetkisi verilebilecektir. Cumhurbaşkanı’na yetki verilirken bu yetkinin kullanılabileceği alt ve üst sınırların da kanunda belirtilmesi gerekmektedir.
Dava konusu kuralda, yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından çıkış başına alınan ve miktarı 50 TL olarak belirlenen yurt dışına çıkış harcının miktarının üç katına kadar artırılması hususunda Cumhurbaşkanı’na yetki verilmiştir.
Anayasa’nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde Cumhurbaşkanı’na verilebileceği belirtilen değişiklik yapma yetkisi, maktu vergi tutarlarını da kapsamaktadır (AYM, E.2005/73, K.2008/59, 21/2/2008).
Bu itibarla yurt dışına çıkış yapan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından alınan yurt dışına çıkış harcının maktu miktarını kanunla belirlenen alt ve üst sınırlar içinde değiştirme yetkisi kapsamında üç katına kadar artırma yetkisinin Cumhurbaşkanı’na verilmesine ilişkin kuralda Anayasa’nın 73. maddesinin 4. fıkrasına aykırı bir yön bulunmadığı gibi kural verginin kanuniliği ilkesine de aykırı değildir." yönünde karar vermiştir. 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu'nun 12. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının (a) bendinin Anayasa'nın 2. ve 73. maddelerine aykırı olduğu savıyla iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda anılan Mahkemenin verdiği 21/2/2008 tarihli ve E: 2005/73, K: 2008/59 sayılı kararda: "Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir" denilmektedir. Bakanlar Kurulu'na ancak vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde değişiklik yapabilme yetkisi verilebilecektir. Bakanlar Kurulu'na yetki verilirken bu yetkinin kullanılabileceği alt ve üst sınırların da yasada belirtilmesi gerekmektedir.
İtiraz konusu kuralda, Bakanlar Kurulu'na, 4760 sayılı Yasa'ya ekli (I) sayılı listedeki mallar için uygulanan maktu vergi tutarlarını, her bir mal itibarıyla en yüksek vergi tutarının yarısına kadar artırma, sıfıra kadar indirme, bu sınırlar içinde mal cinsleri, özellikleri, kullanım yerleri veya ithalatın şekline göre farklı tutarlar tespit etme yetkisi verilmiştir.
Anayasa'nın 73. maddesinin son fıkrasında, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde Bakanlar Kurulu'na verilebileceği belirtilen değişiklik yapma yetkisi, maktu vergi tutarlarını da kapsamaktadır. 4760 sayılı Yasa'ya ekli (I) sayılı listedeki mallar için uygulanan maktu vergi tutarlarını, yasayla belirlenen alt ve üst sınırlar içerisinde değiştirme ve bu sınırlar içinde kalmak kaydıyla, mal cinsleri, özellikleri, kullanım yerleri veya ithalatın şekline göre farklı tutarlar tespit etme yetkisinin Bakanlar Kurulu'na verilmesine ilişkin itiraz konusu kuralda, Anayasa'nın 73. maddesinin son fıkrasına aykırılık yoktur.
Öte yandan, vergi oran ya da tutarlarının, yasanın belirttiği alt ve üst sınırlar içinde Bakanlar Kurulu'nca değiştirilebilmesi, mevcut ekonomik koşulların özeliklerine göre önemli sosyo-ekonomik amaçlara ulaşabilmek için gereklidir. Bir vergi tutarının Bakanlar Kurulu'nca sıfıra kadar indirilmesi hiçbir zaman o verginin kaldırılması anlamına gelmez. Bu durumda vergi bir kurum olarak devam etmekte olup Bakanlar Kurulu, ekonomik koşullara göre dilediği zaman bu tutarı yasa ile belirlenen sınırlar içinde kalarak arttırabileceğinden, vergi tutarının Bakanlar Kurulu'nca sıfıra kadar indirilmesinin verginin kaldırılması anlamını taşıdığı ve bunun verginin yasallığı ilkesine aykırılık oluşturduğu yönündeki sav da yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa'nın 2. ve 73. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir." şeklinde karar vermiştir. 23/11/2000 tarihli ve 4605 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan; "18/02/1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu'nun 10. maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Bakanlar Kurulu; a) Yeniden değerleme oranının % 50 fazlasını geçmemek, % 20'sinden az olmamak üzere yeni oranlar tespit etmeye, b) Kanunda yazılı vergi miktarları ile yeniden değerleme oranı veya (a) bendindeki oran uygulanmak suretiyle belirlenmiş olan vergi miktarlarını, taşıtların teknik özellikleri ve/veya kullandıkları yakıt türleri veya kullanım amaçları itibariyle ayrı ayrı veya topluca yirmi katına kadar artırmaya (.....) yetkilidir." şeklindeki Yasa hükmünün Anayasa'nın 2., 5., 7. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine açılan dava sonucunda anılan Mahkemesi'nce verilen 16/01/2003 tarihli ve E: 2001/36, K: 2003/3 sayılı kararda ise; "Anayasa'nın 73. maddesinin dördüncü fıkrasında, "vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir" denilmektedir. Buna göre, Bakanlar Kurulu, yasanın belirttiği alt ve üst sınırlar içinde değişiklik yapabilecek, ancak bu sınırları aşacak biçimde herhangi bir düzenleme getiremeyecektir. Bakanlar Kurulu'na verilen bu yetki istisnai bir yetkidir. Vergilendirmede esas kural, vergilerin kanunla konulup, kaldırılması ve değiştirilmesidir. Nitekim 73. maddenin son fıkrasına ilişkin gerekçede vergi yükünün muaflığı ve istisnaların zamanla artan oranla düşmesini engellemek üzere kanunla Bakanlar Kurulu'na yetki verilmesinin kabul edildiği belirtilmiştir. Ancak Bakanlar Kurulu'na tanınan yetkinin çok geniş olması, verginin yasallığı ilkesinin zedelenmesine yol açarak yasama yetkisinin yürütme organına devri sonucunu doğurabileceğinden kabul edilemez.
Motorlu taşıtlar vergisinde vergiler maktu olarak belirlendiğinden zamanla vergi tutarlarının aşındığı bir gerçektir. Verginin bu şekilde azalmasını önlemek amacıyla vergi yasalarında bazı düzenlemeler yer almaktadır. Ekonomik koşulların vergi gelirlerini azaltıcı etkilerinin giderilebilmesini sağlamak amacıyla motorlu taşıtlar vergisi de yeniden değerleme yöntemine bağlanmıştır.
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu'nun yetki başlıklı 10. maddesine göre, vergi miktarları yeniden değerleme oranında her yıl artmakta ve bu usulle maktu vergilerin zamanla aşınması önlenmektedir. Ancak, dava konusu kuralla belirtilen artışın yeterli olmaması veya değişen ekonomik koşullara uygunluğun sağlanması amacıyla Bakanlar Kurulu'na yeniden değerleme oranının %50 fazlasını geçmemek, %20 sinden az olmamak üzere yeni oranlar belirleme yetkisi de verilmiştir. Buna ek olarak Bakanlar Kurulu'na bir de bu tutarları yirmi katına kadar artırma yetkisinin verilmiş olması, yasama yetkisinin devrine yol açan ve vergi adaleti ile bağdaşmayan ölçüsüz bir düzenlemedir.
İptali istenilen kuralla vergi miktarının, taşıtların teknik özellikleri ve/veya kullandıkları yakıt türleri, kullanım amaçlarına göre ayrı ayrı veya topluca yirmi katına kadar arttırılabilmesi için Bakanlar Kurulu'na yetki verilmesi, keyfi bir uygulamaya neden olabileceğinden hukuk güvenliği ilkesi ile de bağdaşmamaktadır." şeklinde karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında, maktu vergilerin yeniden değerleme oranına endekslenerek güncellenmesi anayasal ilkelere aykırı görülmemektedir. Anayasa mahkemesince; maktu olarak belirlenen vergilerde zamanla vergi tutarlarının aşınması sebebiyle ekonomik koşulların vergi gelirlerini azaltıcı etkilerinin giderilebilmesini sağlamak amacıyla yeniden değerleme yöntemine bağlanabileceği, ayrıca bu artışın yeterli olmaması veya değişen ekonomik koşullara uygunluğun sağlanması amacıyla Bakanlar Kurulu'na (Cumhurbaşkanı'na) sınırları çizilmek ve ölçülü olmak kaydıyda yetki verilebileceği belirtilmiştir.
Vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına müdahalede bulunulması durumunda takdire dayalı olma ve keyfiliği önlemek için müdahalenin, verginin temel ögelerinin ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlemiş bir kanun hükmüne dayanması gerekmektedir.
İhtilaf konusu Yasa maddesinde maktu özel tüketim vergisinin güncellenmesi amacıyla, üretici fiyat endeksinde son altı ayda meydana gelen değişim oranında otomatik endeksleme sistemi getirilmiştir. Listelerde yer alan maktu vergi tutarları veya Cumhurbaşkanınca bunlara ilişkin belirlenen en son maktu vergi tutarları, Ocak ve Temmuz aylarında, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ilan edilen yurt içi üretici fiyat endeksinde son altı ayda meydana gelen de
İlgili İçerikler
Emsal Kararlar
- DanıştayE. 2024/5826, K. 2025/5558Örtülü sermaye faiz geliri için ödenen kurumlar vergisinin iştirak kazancı istisnası gerekçesiyle iadesi talebinin reddi – Danıştay 3. Daire, 2024/5826 E., 2025/5558 K.
- DanıştayE. 2024/69, K. 2026/11Ödeme emrine karşı dava – Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 2024/69 E., 2026/11 K.
- DanıştayE. 2024/3864, K. 2025/5903Yurt dışındaki kurumlardan alınan internet reklam hizmeti ödemelerinden ihtirazi kayıtla beyan edilen stopaj vergisinin iadesi – Danıştay 3. Daire, 2024/3864 E., 2025/5903 K.
- DanıştayE. 2023/200, K. 2025/4180Özel tüketim vergisi beyannamesinin üç gün gecikmeyle verilmesi nedeniyle vergiye uyumlu mükellef indiriminin reddinin ölçülülüğe aykırılığı – Danıştay 3. Daire, 2023/200 E., 2025/4180 K.
Örnek Dilekçeler
- Gelir İdaresi BaşkanlığıVergi Hatasının Düzeltilmesi ve Şikâyet Başvurusu (VUK m. 116-124)
- Vergi MahkemesiVergi ve Ceza İhbarnamesine Karşı Dava Dilekçesi
- Vergi MahkemesiSahte veya Muhteviyatı İtibarıyla Yanıltıcı Fatura Tarhiyatına Karşı Dava Dilekçesi (VUK m. 359, 344)
- Vergi Dairesi (Uzlaşma Komisyonu)Tarhiyat Sonrası Uzlaşma Talebi Dilekçesi (VUK ek m. 1 vd.)
Hukuk Rehberi
- 5 dk okumaEmlak Vergisi ve İtiraz Yolları: Değer Tespiti ve Vergi Mahkemesi
- 6 dk okumaVergi Cezası Geldi: Uzlaşma, İndirim ve Dava Seçenekleri
- 5 dk okumaGümrük Cezalarına İtiraz ve Uzlaşma: 4458 Sayılı Kanun m. 242 ve 244
- 5 dk okumaVergi Borcunun Taksitlendirilmesi ve Tecil: 6183 Sayılı Kanun m. 48
Emsal kararlar kamuya açık kaynaklardan alınmıştır. Kararların güncelliği ve somut olaya uygulanabilirliği bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir.