Kararın özeti
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tazminat uyuşmazlığına ilişkin bu kararda kanun yolu incelemesi sonucunda “bozma” yönünde hüküm kurmuştur. Kararın konusu: Tahsil edilemeyen bonolar nedeniyle uğranılan zararın tazmininin bonoları kaybeden bankadan istenip istenemeyeceği. Kararın önemli bölümü aşağıda birebir aktarılmıştır.
Otomatik özet. Bu özet karar metninden otomatik olarak çıkarılmıştır ve editoryal inceleme beklemektedir; bağlayıcı olan kararın tam metnidir.
Kararın önemli bölümü
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı şirketin hakkında iptal kararı bulunan altı adet bonoyla ilgili olarak davalı bankaya başvurabilmesi için alacağının tahsili bakımından tüm hukuki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, buradan varılacak sonuca göre davacı şirketin tahsil edemediği altı adet bono sebebiyle uğradığı zararın tazminini bonoları kaybeden davalı bankadan talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Tam karar metni
Tam metni gösterTam metni gizle24 bin karakter
Hukuk Genel Kurulu 2025/309 E. , 2026/361 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1546 E., 2024/1450 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 31.05.2023 tarihli ve 2022/31 Esas, 2023/3416 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda oy çokluğuyla bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkiline ait toplamda 87.987,00 TL tutarındaki yedi adet senedin 2017 yılı Şubat ayında tahsil için davalı bankanın Halkalı Şubesine teslim edildiğini, anılan şubenin bu senetleri Kastamonu Şubesine gönderdiğini ancak senetlerin bu şubede zayi edildiğini, senetleri zayi eden davalı banka şubesinin Kastamonu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde kaybolan senetlerle ilgili senet iptali davası açtığını ve senetlerin iptaline karar verildiğini, müvekkilinin davalı bankanın aldığı senet iptali kararı ile senetlerde keşideci ve avalist olanlar aleyhine başlatmış olduğu ilâmsız icra takibine borçlular tarafından imza itirazında bulunulduğunu, senetteki imzaların sahte olduğunun iddia edilmesi sebebiyle icra takibinin durdurulduğunu, yedi adet senedin davalı banka şubesinde kaybolması nedeniyle davacının maddi zarara uğradığını ileri sürerek senet bedellerinin zayi edildiğine dair kararın kesinleştiği 29.09.2017 tarihinden itibaren 87.987,00 TL alacağın reeskont faiziyle ve davacının senet borçlusuna karşı yaptığı takip nedeniyle takip dosyasında yapılan yargılama giderlerinin ödeme tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, senetlerin dayanağı olan temel ilişkiye dayalı olarak dava açılıp senet bedellerinin tahsil edilebileceğini, senetlerin kaybedilmesiyle davacının senet bedelini tahsil edememesi arasında doğrudan illiyet bağının bulunmadığını, senetler kaybedilmemiş olsa da senet bedellerinin tahsili imkânı yoksa davalı bankanın yine sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 12.12.2018 tarihli ve 2018/229 Esas, 2018/436 Karar sayılı kararı ile; bankacılık hizmetlerinden kaynaklanan tazminat davasında davanın mahiyeti gereği davalı hamil tarafından kaybedilen dava konusu bonoların davalı elinde kaybolduğunun ve bu sebeple dava konusu bonolar dolayısıyla zarara uğradığını ispat yükünün davacı tarafta olduğu, Mahkemenin 2017/69 Esas sayılı dava dosyasında dava konusu yedi adet bononun ziyaı dolayısıyla iptaline karar verildiği, anılan davanın davacısı davalı banka olduğuna göre davacı tarafın dava konusu bonoların davalının uhdesinde kaybolduğunu ispat ettiği, bu ispatın salt davalının zararının oluştuğunu ispat için yeterli olmadığı, dava konusu bonolar dolayısıyla zarara uğradığını ispat yükünün de davacıya ait olduğu, dosya arasına celp edilen Kastamonu 4. İcra Müdürlüğünün 2017/13820 Esas sayılı dosyası incelendiğinde, davacı tarafın ziyaa uğrayan dava konusu bonolar dolayısıyla bononun keşidecisi ve cirantaları olan dava dışı ... Teknoloji ve İhtiyaç Maddeleri Ltd. Şti, ... ve ... aleyhine bonoların fotokopi örnekleri ile icra takibi başlattığı, dava dışı dosya borçlularının bonolardaki imzaları inkâr etmek suretiyle icra takibine itiraz ettikleri, takiplerde imzaya itiraz edildiğinden, itirazın iptalinin ancak imza incelemesi ile sonuca bağlanacağı, suret üzerinden imza incelemesi yapılmasının mümkün olmadığı nazara alındığında davacının itirazın iptali davası açmasının bir sonuç doğurmayacağı, böyle olunca takibin semeresiz kaldığının kabulüyle davacı tarafın dava konusu bonolar dolayısıyla zarara uğradığını ispat ettiği sonucuna varıldığı, ancak 31.06.2017 vade tarihli, 10.000,00 TL bedelli, keşidecisi ..., lehdarı ... ve cirantası ... olan bono yönünden davacı tarafça bu borçlular aleyhine takip yapılmadığından, bahsi geçen bono yönünden zararın oluştuğu davacı tarafça ispat edilemediğinden bu bono yönünden davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 77.987,00 TL alacağın 29.09.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2021 tarihli ve 2019/1396 Esas, 2021/1036 Karar sayılı kararı ile; 31.06.2017 vade tarihli ve 10.000,00 TL bedelli bononun keşidecisinin ..., lehtarının ... ve cirantanın ... olduğu, diğer altı adet bononun lehtarının dava dışı ... ... A.Ş. olduğu, dolayısıyla davacının bonolarda ciro yoluyla hamil olduğu, davacının zararının varlığının kabulü için tüm senet ilgililerinin, özellikle ticari ilişki içinde olduğu ve kendisine ciro eden bakımından yasal yollara başvurup alacağını tahsil edememiş olması gerektiği, ancak 31.06.2017 vade tarihli ve 10.000,00 TL bedelli bono yönünden senet ilgililerinin hiçbirine başvurulmadığı, davacının bu bono dışındaki altı adet bonoda keşideci ve avalistler dışındaki lehtar şirket ile temel ilişki içinde bulunduğu kişiler aleyhine yasal yollara başvurmadığı, dolayısıyla dava konusu bonoların hiçbir şekilde tahsilinin mümkün olmadığı hususunun ispatlanamadığı, sonuç olarak davacının tüm hukuki yolları tüketmeksizin eldeki davayı açmış olduğu gerekçesiyle kaldırma kararının sebep ve şekline göre davacı vekilinin katılma yolu ile istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1.Davacı yanın 31.06.2017 vade tarihli, 10.000,00 TL bedelli, keşidecisi ..., lehdarı ..., cirantası ... olan bono yönünden borçlular aleyhine takip yapılmadığından bu bono ile ilgili temyiz isteminin reddine karar verilmiştir. 2. Diğer 6 adet bonoya ilişkin olarak ise; 6102 sayılı Kanun'un 764 üncü maddesi hükmünde; " (1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa iptaline karar verilir. (2) Poliçenin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, dilekçe sahibi kabul edene karşı poliçeden doğan istem hakkını ileri sürebilir." şeklinde ifade edilmiştir. Anılan madde hükmü uyarınca, zayi olan bonolar nedeniyle zayi belgesine dayalı olarak lehine iptal kararı verilen dilekçe sahibi, bu kararla asıl borçluya (bonoda düzenleyen ve lehine verilen avalistlere) başvurabilir. Diğer müracaat borçlularına (lehtar, ciranta) karşı talepte bulunamaz. (Yargıtay 11. HD. 1984/5809 E. 1985/52 K. T. 22.01.1988) 3. Davacı 1 numaralı bentte belirtilen bono dışındaki, keşidecisi ... Teknoloji ve İhtiyaç Maddeleri Ltd.Şti., lehdarı ... Hijyenik Ürünler Dış Ticaret A.Ş., avalistleri ... ve ... olan 6 adet bono ile ilgili icra takibi yapmış, ancak keşideci ve avalistler imza inkarında bulunmakla takip durmuştur. Şu halde, bono asıllarının bulunmaması nedeniyle davacının duran takibin devamını sağlamak için dava açarak alacağına kavuşabilmesi için herhangi bir delili bulunmamaktadır. Bu durumda davacının yükümlülüklerini yerine getirdiği, alacağın tahsili için tüm hukuki girişimlerde bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle tahsil edemediği 6 adet bono sebebiyle uğradığı zararı bonoları kaybeden ve davacının alacağına kavuşmasını imkansız kılan davalı bankadan talep edebilecektir. 4. Sonuç olarak, Bölge Adliye Mahkemesince 6 adet bonoya ilişkin istemin kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; müvekkili tarafından senet bedellerinin tahsili amacıyla gereken bütün hukuki yolların tüketildiğini, kıymetli evrakta senet ilgililerine başvuru imkânını kullanma yolunun öncelikle usulüne uygun bir protesto tanzim edilmesiyken, senetlerin davalı bankaya teslimiyle birlikte ödememe protestosu çekerek hamiline yahut ilgilisine başvurma zarureti ve imkânının müvekkili açısından ortadan kalktığını, bu itibarla senet ilgililerine başvurma tarihinde senedin davalı banka uhdesinde olduğu sırada zayi edilmiş olduğu dikkate alınmalı ve müvekkilinin alacağın tahsili için tüm hukuki yollara başvurduğu ve başka bir imkânının kalmadığının kabulü gerektiğini belirterek direnme kararın bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı şirketin hakkında iptal kararı bulunan altı adet bonoyla ilgili olarak davalı bankaya başvurabilmesi için alacağının tahsili bakımından tüm hukuki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, buradan varılacak sonuca göre davacı şirketin tahsil edemediği altı adet bono sebebiyle uğradığı zararın tazminini bonoları kaybeden davalı bankadan talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nın (TTK) 7 64... /1-ı maddeleri. 2. Değerlendirme 1. Taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunması karşısında uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sözleşmeden doğan sorumluluğun şartlarının üzerinde durulması gerekmektedir. 2. Sözleşmeden doğan sorumluluğun şartları; borçlunun borca aykırı davranması, bu aykırı davranış nedeniyle bir zararın doğması, aykırı davranış ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması ve borçlunun kusurudur. 3. Sözleşmeden doğan borç ilişkileri, asli edim ve yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlülükleri içermektedir. Borçlu bu yükümlülüklere uygun hareket etmek ve bunların gereklerini yerine getirmek zorundadır. Borç ilişkisinden ve özellikle sözleşmeden doğan bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi aynı zamanda borçlunun borca aykırı davranması hâlini oluşturmaktadır. Borca aykırı davranış aynı zamanda sözleşmenin ihlali niteliğinde olup kusurlu ifa imkânsızlığı (borcun hiç ifa edilmemesi), temerrüt veya gereği gibi ifa etmeme olarak karşımıza çıkmaktadır. 4. Sözleşmeden doğan sorumluluktan bahsedilebilmesi için öncelikle borca aykırılığın sonucunda alacaklının hukukça korunan değerlerinde iradesi dışında bir zararın meydana gelmesi gerekir. Borca aykırılık nedeniyle doğan zarar, maddi veya manevi zarar şeklinde ortaya çıkabilir. Maddi zarar, alacaklının mal varlığının hâlihazır fiili durumu ile borca aykırı davranış olmasaydı göstereceği durum arasındaki farktır. Bu itibarla maddi zarar, fiili zarar ve yoksun kalınan kâr olmak üzere iki unsurdan oluşur. Fiili zarar ya malvarlığının aktif kısmında gerçek bir azalmanın meydana gelmesiyle ya da pasifteki borçların artmasıyla gerçekleşir. Yoksun kalınan kâr ise, borca aykırı davranış olmasaydı alacaklının malvarlığının göstereceği artışı ifade eder. 5. Zararın belirlendiği tarihe kadar gerçekleşmiş olan zarara mevcut zarar denir. Zararın belirlendiği tarihe kadar henüz gerçekleşmemiş olan fakat başka bir maddi olgu eklenmeksizin olayın normal gelişimine uygun olarak gerçekleşmesi beklenen zarar ise müstakbel zarardır. Ayrıca henüz mevcut olmayan fakat riskli bir olgunun ilavesi ile gelecekte gerçekleşme ihtimali olan zarar ise muhtemel zarardır. Hukuk düzeni kural olarak mevcut zararın tazminini düzenlemiş, ancak bazı durumlarda, örneğin ölüm hâlinde destekten yoksun kalma zararı gibi müstakbel zararın tazminini de düzenlemiş bulunmaktadır. Buna karşılık muhtemel zararda ise riskli olgu gerçekleşmedikçe zararın tazmini mümkün değildir (O. Gökhan Antalya, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, İstanbul, 2007, s. 105). 6. Sözleşme dışı sorumlulukta olduğu gibi sözleşmeden doğan sorumlulukta da uygun illiyet bağı borçlunun sorumluluğunun kurucu unsurlarından birini oluşturur. Borca aykırı davranış ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, borca aykırı davranışın meydana gelen sonucu oluşturmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, borçlu bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 561). 7. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, sadece sözleşme dışı sorumlulukta değil sözleşmeden doğan sorumlulukta da kabul edilmektedir. Her üç sebep açısından da, illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. 8. Sözleşmeden doğan sorumluluğun kurucu unsuru olan kusur; borçlunun mensup olduğu sosyal ve mesleki çevrede yaşayan standart ve normal borçlu tipinin davranışından sapan hukuk düzeninin kınadığı, onaylamadığı bir davranıştır. Bu itibarla benzer işlerde benzer kişiler tarafından gösterilmesi gerekli özeni göstermeyen borçlu kural olarak kusurludur. Gösterilmesi gereken özenin derecesini, borçlunun kendi işlerinde göstermeyi âdet edindiği özen ile makul ve dürüst bir borçlunun benzer işlerde göstereceği özen belirlemektedir. Öte yandan sözleşmeden doğan sorumlulukta zarar ve illiyet bağının ispatı alacaklının üzerinde iken; kusuru ispat yükü alacaklının üzerinde değildir. Sözleşme dışı sorumluluğun aksine burada borçlunun kusursuzluğunu ispat etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla borçlu, sözleşmenin ihlalinde kendisine hiçbir kusurun yükletilemeyeceğini, zararlı sonucun meydana gelmemesi için durumun gerekli kıldığı her türlü önlemi aldığını ispat edemezse beklenmedik bir olay sonunda meydana gelen zarardan dahi sorumlu olur (Eren, s. 1092). 9. Hemen belirtilmesi gerekir ki, bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Ahmet Battal, Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106.). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 115/3 ve 116/3. maddeleri gereğince, özel kanun ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır. 10. Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 18/2. maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Ancak bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklılık arz etmektedir. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır (Süleyman Yılmaz, Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara 2010, s. 152.). Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları ve kendilerine teslim edilen kambiyo senetlerini koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir. 11. Bazı durumlarda ise zarar doğurucu eylem hem borca aykırılık hem de haksız fiil teşkil edebilir. Başka bir deyişle borçlunun zarar görenle arasındaki sözleşmeye aykırı davranışı aynı zamanda genel bir davranış kuralının da ihlâlini teşkil etmekteyse, aynı olayda hem sözleşmeden doğan sorumluluk hem de haksız fiil sorumluluğu söz konusu olacaktır. Açıklanan durumun varlığı hâlinde Türk hukukunda hâkim olan görüş bu iki sorumluluğun yarışması (hakların telâhuku) görüşüdür. Hakların yarışmasında, zarar görenin tazminat istemini isterse sözleşmenin ihlâli isterse haksız fiil hükümlerine dayandırma yönünde bir tercih hakkının bulunduğu; dayanılan hukuki sebep açıkça belirtilmediyse, hâkimin önüne gelen olay bakımından hangi sorumluluk hâli zarar gören lehine ise o hükümleri bir bütün olarak uygulaması gerektiği kabul edilir. 12. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 14.12.2021 tarihli ve 2018/11-649 Esas, 2021/1659 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. 13. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü bakımından "İptal kararı" başlıklı TTK'nın 764. maddesine değinmek gerekir. Bu madde; "(1) Elden çıkan poliçe, verilen süre içinde mahkemeye sunulmazsa, iptaline karar verilir. (2) Poliçenin iptaline karar verilmiş olmasına rağmen, dilekçe sahibi kabul edene karşı poliçeden doğan istem hakkını ileri sürebilir" hükmünü hazidir. 14. Türk Ticaret Kanunu'nun 778/1-ı maddesine göre iptal kararına ilişkin bahsi geçen madde bononun niteliğine aykırı düşmedikçe bonoda da uygulanır. TTK'nın 764/2 hükmü kapsamı çerçevesinde poliçede kabul eden muhatap, bonoda düzenleyen haricindeki kişilere karşı müracaat hakkının kullanılamayacağının kabulü gerekir. Diğer bir anlatımla; iptal kararı sadece bonoda düzenleyene ve poliçede kabul eden muhataba karşı ileri sürülebilir (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2018, s. 125). 15. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının hamili olduğu dava konusu bonoların borçlusu olan keşideci ... Teknoloji ve İhtiyaç Maddeleri Ticaret Sanayi Ltd. Şti’nden tahsili amacıyla davalı bankaya tevdi edildiği, bonoların davalı banka yedindeyken kaybolduğu, bunun üzerine davalının talebi doğrultusunda Kastamonu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.09.2017 tarihli ve 2017/69 Esas, 2017/248 Karar sayılı kararıyla bonoların iptaline karar verildiği, iptali kararı sonrasında 31.06.2017 vade tarihli, 10.000,00 TL bedelli, keşidecisi ..., lehdarı ... ve cirantası ... olan bono dışındaki altı adet bono bakımından davacı tarafından bonoların borçlusu şirket ile avalistler aleyhine Kastamonu 4. İcra Müdürlüğünün 2017/13820 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığı ancak borçluların imzaya ve borca tamamen itirazı sonucunda icra takibinin durduğu anlaşılmaktadır. 16. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davalı banka, aralarındaki sözleşme gereğince davacı tarafından kendisine teslim edilen bonoları kaybederek objektif özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davranmıştır. Davacı tarafından bonoların keşidecisi ve avalistleri aleyhine yapılan icra takibi gözetildiğinde yapılması gereken tüm yükümlülükler yerine getirilmesine rağmen davacının alacağına kavuşamadığı ve dolayısıyla davacının zararının varlığı sabittir. Bununla birlikte davalı bankanın bu zarardan sorumlu tutulabilmesi için davalının borca aykırı eylemi ile davacının oluşan bu zararı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Başka bir deyişle uygun illiyet bağının varlığı için davalının eylemi olmasaydı davacının, dava konusu bonoların vade tarihi itibariyle alacağına kavuşma ihtimali bulunmalıdır. Eğer dava konusu bono kaybedilmeseydi dahi davacının gerekli hukuki yollara başvurmasına rağmen alacağına kavuşmasının mümkün olmadığı sonucuna varılıyorsa illiyet bağının varlığından bahsedilemeyecektir. Bu kapsamda davalı bankanın bonoların kaybedilmesi nedeniyle sorumlu olmaması için hamilin zayi nedeniyle alacağını ispatlayamaması veya ispat zorluğu çekilmediği hâlde, bonoların vade tarihi ile icra takip tarihi arasında borçluların mallarını ellerinden çıkarması nedeniyle gerek bonoların borçlusu ve gerekse akdi ilişkisi olan borçlularından alacağını tahsil edememesi gerekir. 17. Bu doğrultuda her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davacının altı adet bonoda keşideci ve avalistler dışındaki lehtar şirket, davacı ile temel ilişki içinde bulunduğu kişiler aleyhine yasal yollara başvurmadığı ve dolayısıyla dava konusu bonoların hiçbir şekilde tahsilinin mümkün olmadığı hususunun açıklığa kavuşturulmadığı, davacının tüm hukuki yolları tüketmeksizin eldeki davayı açmış olduğundan bahisle direnme kararı verilmiş ise de; dosya kapsamında davacı ile dava ve uyuşmazlık konusu bonoların lehtarı/cirantası arasındaki ticari ilişkinin mevcudiyetine dair kaybedilen bonolardan başka herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bunun yanında dava konusu zayi olan bonoların protesto evrakının da dosyaya sunulamaması nazara alındığında, bonoların lehtarına/cirantasına karşı bono bedelinin tahsili için takip yapılması imkânı bulunmadığı gibi protesto evrakının bulunması hâlinde dahi dava konusu bonoların davalı banka tarafından kaybedilmiş olması nedeniyle de lehtara/cirantaya karşı bonoya dayalı takip işlemi yapılması da mümkün değildir. Dolayısıyla davacı tarafın, bonoların davalı banka tarafından kaybedilerek zayi edilmesi sebebiyle lehtarı/cirantası ile arasındaki ticari ilişkiden doğan alacağını ispat imkânını yitirmiş olması nazara alındığında, bonoların bedelinin keşideci şirket ve avalistler yanında bonoların lehtarından/cirantasından tahsilinin de mümkün olmadığı açıktır. Ayrıca, TTK'nın 778/1-ı maddesi yollamasıyla eldeki davada uygulanması gereken TTK'nın 764/2. maddesi nedeniyle iptal kararı sadece bonoda düzenleyene ve poliçede kabul eden muhataba karşı ileri sürülebilir. 18. O hâlde, davalı bankanın objektif özen yükümlülüğüne aykırı fiili ile dava konusu bonoların kaybedilmesi sonucu davacının bono bedellerini keşidecisi şirketten tahsil imkânını yitirdiği ve zarara uğradığı açıktır. Davalı bankanın akde aykırı bu eylemi ile zararlı sonuç arasındaki uygun illiyet bağının kesilmediği de gözetilerek, davacının dava konusu bonoların lehtarı/cirantası ile arasındaki akdi ilişkiye dair dava konusu zayi olan bonolardan başka herhangi bir bilgi veya belgenin bulunmaması ve ispat zorluğu nedeniyle bono bedellerini lehtardan/cirantadan da alacağını tahsil imkânını yitirmiş olması karşısında bonoların kaybedilerek zayi edilmesi sonucu ortaya çıkan zarar nedeniyle davalı banka aleyhine tazminata hükmedilmesi gerekir. 19. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 20. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.06.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
İlgili İçerikler
Emsal Kararlar
- Bölge Adliye MahkemesiE. 2020/2060, K. 2023/1689Kantin ve kafeterya işletme protokolüne aykırılıktan kaynaklanan cezai şart alacağına ilişkin itirazın iptali – İstanbul BAM 44. Hukuk Dairesi, 2020/2060 E., 2023/1689 K.
- YargıtayE. 2026/1626, K. 2026/4053Senette yapılan sahtecilik sebebiyle doğan zararın tazmini istemi – Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2026/1626 E., 2026/4053 K.
- YargıtayE. 2025/3619, K. 2026/1194Kambiyo takibine dayanak bonodaki imza inkârı ve teminat iddiası nedeniyle menfi tespit istemi – Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2025/3619 E., 2026/1194 K.
- YargıtayE. 2025/4092, K. 2026/1060Genel kredi sözleşmesi kapsamında bankaya boş olarak teminat verildiği iddia edilen bono ve takibe konu borç nedeniyle menfi tespit istemi – Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2025/4092 E., 2026/1060 K.
Örnek Dilekçeler
- Tüketici Mahkemesiİzinsiz Banka İşlemleri Nedeniyle Bankadan İade ve Tazminat Dava Dilekçesi (İnternet Bankacılığı Dolandırıcılığı)
- Asliye Hukuk MahkemesiDestekten Yoksun Kalma Tazminatı Dava Dilekçesi
- Banka (Kredi Veren)Tüketici Kredisinde Erken Ödeme İndirimi ve Masraf İadesi Talebi (6502 sayılı Kanun m. 27)
- Asliye Ticaret MahkemesiAcentelik Sözleşmesinde Denkleştirme Tazminatı Dava Dilekçesi
Emsal kararlar kamuya açık kaynaklardan alınmıştır. Kararların güncelliği ve somut olaya uygulanabilirliği bir hukukçu tarafından değerlendirilmelidir.